Türkiye’de ticari ilişkiler çoğu zaman karmaşık sözleşme yapıları, tedarik zincirleri ve uluslararası ticari uygulamaları içermektedir. Sözleşme ihlali, ödenmeyen ticari alacaklar, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklar veya haksız rekabet gibi sebeplerle uyuşmazlık ortaya çıktığında, hukuki süreç nadiren basit şekilde ilerler. Ticari davalar, Türk hukukunda kendine özgü kurallara tabidir; uzmanlaşmış ticaret mahkemelerinde görülür ve davanın süresi ile sonucunu doğrudan etkileyen usulî gereklilikler içerir. Şirketler açısından bu kurallara aşinalık bulunmaması, uyuşmazlığın daha ilk aşamalarında stratejik hatalara yol açabilmektedir.

Türkiye’de ticari dava süreci, yalnızca bir dava dilekçesi sunmak ve yargılamayı takip etmekten ibaret değildir. Dava öncesi yollar, sıkı ispat kuralları ve bilirkişi raporlarının merkezi rolü nedeniyle, çoğu davada sonuçlar ilk duruşma yapılmadan önce şekillenmektedir. Bu aşamada şirketler genellikle hukuki risklerini değerlendirmek, etkili bir dava stratejisi oluşturmak ve yargılama süreci boyunca ticari menfaatlerini korumak amacıyla Türkiye’de bir ticari dava avukatından destek almaktadır. Bu makalede, Türkiye’de ticari davaların hukuki çerçevesi açıklanmakta, yaygın uyuşmazlık türleri ele alınmakta ve stratejik hukuki temsilin icra kabiliyeti ile ticari sonuçlar üzerindeki doğrudan etkisi incelenmektedir.

Türk Hukukunda Ticari Dava Nedir?

Türkiye’de ticari dava, Türk Ticaret Kanunu kapsamına giren ticari faaliyetler ve iş ilişkilerinden doğan davaları ifade eder. Bu tür uyuşmazlıklar genellikle şirketler, tacirler veya ticari faaliyet kapsamında gerçekleştirilen işlemlerden kaynaklanır. Ticari davalar, adi hukuk davalarından farklı olarak; görevli ve yetkili mahkeme, usul kuralları, delil sistemi ve icra aşaması bakımından ayrı bir hukuki rejime tabidir. Bu nedenle bir uyuşmazlığın “ticari” olarak nitelendirilmesi, davanın hangi mahkemede görüleceğini ve nasıl yürütüleceğini doğrudan etkiler.

Türk hukukuna göre bir uyuşmazlık, kural olarak ticari bir işlemden doğuyor veya tacirlerin ticari faaliyetleri kapsamında üstlendikleri hak ve borçlara ilişkin bulunuyorsa ticari dava olarak kabul edilir. Bu nitelendirme son derece önemlidir; zira davanın genel görevli hukuk mahkemeleri yerine ticaret mahkemelerinde görülüp görülmeyeceğini belirler. Ticari sözleşmelerin ihlali, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklar, ödenmeyen ticari alacaklar ve haksız rekabete ilişkin talepler, sıklıkla ticari dava kapsamında değerlendirilen uyuşmazlıklardır. Dolayısıyla uyuşmazlığın dava açılış aşamasında doğru şekilde hukuki vasıflandırmaya tabi tutulması, yargılamanın seyrini belirleyici niteliktedir.

Türk hukuk sistemine yabancı olan işletmeler açısından ticari davalar, ilk bakışta başka ülkelerdeki genel hukuk davalarına benzer görünebilir. Ancak uygulamada; yargılamanın zamanlaması, ispat standartları ve hâkimin davaya yaklaşımı bakımından önemli farklılıklar söz konusudur. Bu nedenle ticari uyuşmazlıklarda deneyimli bir avukatın sürece erken aşamada dahil olması, yalnızca şekli bir gereklilik değil; icra kabiliyetini zedeleyebilecek veya uyuşmazlığı gereksiz yere uzatabilecek risklere karşı stratejik bir güvence niteliği taşır.

Türkiye’de Sıklıkla Görülen Ticari Uyuşmazlık Türleri

Türkiye’de ticari davalar, çoğunlukla ticari faaliyetlerin olağan akışı içerisinde ortaya çıkan uyuşmazlıklardan kaynaklanmaktadır. Her davanın kendine özgü bir maddi vakıa zemini bulunsa da, belirli ticari uyuşmazlık türlerinin Türk ticaret mahkemeleri önünde düzenli olarak gündeme geldiği görülmektedir. Bu uyuşmazlıkların nasıl ve hangi aşamada ortaya çıktığının anlaşılması, şirketlerin hukuki riskleri erken safhada değerlendirmesine ve sözleşmesel ile operasyonel kararlarını buna göre yapılandırmasına imkân tanır.

Şirketler Arasındaki Sözleşmesel Uyuşmazlıklar

Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklar, Türkiye’deki ticari davaların en büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bu davalar genellikle satış sözleşmeleri, hizmet sözleşmeleri, distribütörlük ve acentelik ilişkileri, inşaatla bağlantılı ticari sözleşmeler ve uzun vadeli tedarik ilişkilerinden doğmaktadır. Uyuşmazlıklar çoğu zaman edimin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi, geç ifa, ayıplı teslim, ödeme yükümlülüğünün ihlali ya da sözleşmenin tek taraflı feshi gibi nedenlere dayanmaktadır.

Uluslararası işlemlerde ise sözleşmesel uyuşmazlıklar sıklıkla; uygulanacak hukukun açıkça belirlenmemesi, yetki şartlarının hatalı veya yetersiz düzenlenmesi ya da iki dilli sözleşme metinleri arasındaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Yabancı şirketler, kendi ülkelerinde geçerli olan sözleşme uygulamalarının Türk hukukunda da aynı şekilde yorumlanacağını varsayabilmektedir. Oysa uygulamada Türk mahkemeleri, sözleşmesel yükümlülükleri değerlendirirken hem şekli hem de maddi anlamda katı kurallar uygulamakta; bu durum, sözleşmenin yerel hukuki standartlara uygun şekilde düzenlenmemesi hâlinde beklenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir.

Ortaklar ve Pay Sahipleri Arasındaki Uyuşmazlıklar

Ortaklar veya pay sahipleri arasındaki ihtilaflar, ticari davaların bir diğer yaygın kaynağını oluşturmaktadır. Bu tür davalar genellikle pay devri işlemleri, pay oranlarının seyreltilmesi, ortaklıktan çıkarma talepleri, yönetim kurulu üyelerinin sadakat ve özen borcuna aykırı davranışları ya da şirket yönetimi ve kâr dağıtımı konularındaki anlaşmazlıklardan doğmaktadır.

Bu uyuşmazlıklar, şirketin iç yapısını ve faaliyetlerinin sürekliliğini doğrudan etkilediği için özellikle hassas niteliktedir. Pay sahipleri arasındaki davalar çoğu zaman Türk ticaret mevzuatında düzenlenen kurumsal yönetim ilkeleriyle de kesişmektedir. Mahkemeler, bu tür talepleri değerlendirirken şirket ana sözleşmesini, pay sahipleri sözleşmelerini ve yönetim kurulu kararlarını titizlikle incelemektedir. Stratejik bir yaklaşım büyük önem taşır; zira kötü yönetilen bir ortaklık davası, kontrol kaybına, itibar zedelenmesine veya uzun süreli operasyonel aksamalara yol açabilmektedir.

Alacak Tahsili ve Ticari Alacak Davaları

Ödenmeyen ticari alacaklar, Türk mahkemeleri önüne gelen ticari uyuşmazlıkların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu tür talepler genellikle ödenmemiş faturalar, tahsil edilemeyen hizmet bedelleri veya ticari sözleşmelerden doğan ödeme yükümlülüklerinin ihlalinden kaynaklanmaktadır. Türk hukuku çeşitli icra ve tahsil yolları öngörmekle birlikte, borçlunun icra takibine itiraz etmesi veya temel ticari ilişkinin varlığını ya da geçerliliğini tartışmalı hâle getirmesi durumunda uyuşmazlık sıklıkla dava aşamasına taşınmaktadır.

Birçok durumda, itirazların ileri sürülmesi veya borçlunun borcu tamamen inkâr etmesi hâlinde dava açılması kaçınılmaz hâle gelmektedir. İcra takibi ile ticari dava arasındaki ayrım bu noktada büyük önem taşır; zira usule ilişkin hatalar, alacağın tahsilini ciddi şekilde geciktirebilir. Bu alan, daha geniş kapsamlı alacak tahsil stratejileriyle de doğrudan bağlantılı olup, genellikle ayrı ve uzmanlık gerektiren hukuki incelemelere konu edilmektedir.

Haksız Rekabet ve Ticari Haksız Fiiller

Türkiye’de ticari davalar, haksız rekabet ve diğer ticari haksız fiillere dayanan talepleri de kapsamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar; yanıltıcı reklam faaliyetleri, ticari sırların hukuka aykırı kullanımı, ürün veya marka taklidi, müşterilerin veya çalışanların kötü niyetli şekilde yönlendirilmesi ya da piyasa rekabetini bozan davranışlar gibi eylemlerden kaynaklanabilmektedir.

Haksız rekabet davaları çoğu zaman acil hukuki müdahale gerektirir; zira devam eden ihlaller, şirketler açısından derhal ve telafisi güç ticari zararlara yol açabilir. Mahkemeler sorumluluğu değerlendirirken yalnızca mali etkiyi değil, aynı zamanda piyasa davranışlarını ve rekabet düzenine etkileri de dikkate almaktadır. Bu davalar sıklıkla teknik ve sektöre özgü değerlendirmeler içerdiğinden, bilirkişi incelemeleri ve uzman görüşleri yargısal kararların şekillenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır.

Türkiye’de Ticari Davanın Usulî Aşamaları

Türkiye’de ticari davalar, adi hukuk davalarından birçok yönüyle ayrılan, belirli ve sistematik bir usulî süreç izler. Bu aşamaların doğru şekilde anlaşılması büyük önem taşır; zira pek çok ticari uyuşmazlık, duruşma safhasına gelmeden önce, usulün erken aşamalarında fiilen şekillenmekte veya sonuçlanmaktadır. Yargılamaya açık ve net bir usul stratejisi olmaksızın yaklaşan şirketler, gereksiz gecikmeler, usulden ret kararları veya icra kabiliyeti zayıflamış taleplerle karşı karşıya kalabilmektedir.

Dava Öncesi Aşama ve Zorunlu Arabuluculuk

Birçok ticari uyuşmazlık bakımından Türk hukuku, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmasını şart koşmaktadır. Bu yükümlülük, tarafların yerli veya yabancı olmasına bakılmaksızın uygulanmakta olup, dava süreci başlatılmadan önce usulüne uygun şekilde tamamlanmalıdır. Zorunlu arabuluculuk kurallarına uyulmaması hâlinde, uyuşmazlığın esasına girilmeksizin davanın usulden reddine karar verilebilmektedir.

Uygulamada arabuluculuk, yalnızca şekli bir ön şarttan ibaret değildir. Arabuluculuk aşaması çoğu zaman uyuşmazlığın kapsamını netleştirmekte, çekişmeli hususları ortaya koymakta, delillerin korunmasına imkân tanımakta ve karşı tarafın hukuki pozisyonunun test edilmesini sağlamaktadır. Bu aşamada yetersiz hazırlık yapılması—örneğin belirsiz talepler ileri sürülmesi, eksik belge sunulması veya çelişkili beyanlarda bulunulması—ilerleyen yargılama safhalarında şirketin inandırıcılığını zayıflatabilmektedir.

Davanın Açılması ve Dava Stratejisinin Belirlenmesi

Dava öncesi yükümlülükler yerine getirildikten sonra ticari dava, ayrıntılı bir dava dilekçesi ile açılmalıdır. Bu aşamada uyuşmazlığın doğru şekilde nitelendirilmesi, davalı tarafın eksiksiz ve doğru tespiti ile taleplerin açık ve isabetli biçimde formüle edilmesi belirleyici nitelik taşır. Türkiye’deki ticaret mahkemeleri, daha dava açılışında taleplerin sistematik, hukuki dayanağı net ve belgelere dayalı olmasını beklemektedir.

Davanın açılış aşamasında alınan stratejik kararlar, çoğu zaman yargılamanın yönünü tayin eder. Birden fazla talebin birlikte ileri sürülüp sürülmeyeceği, zarar hesabının nasıl yapılacağı ve hangi kanuni düzenlemelere dayanılacağı bu kararlar arasındadır. Yetersiz veya eksik dava dilekçesi ile zayıf hukuki argümanlara dayanılması, temel ticari ilişki davacıyı haklı kılıyor olsa dahi, mahkemenin ilerleyen aşamalarda hüküm kurma imkânını sınırlayabilmektedir.

Duruşmalar, Deliller ve Bilirkişi İncelemeleri

Yargılama aşamasında ticaret mahkemeleri ağırlıklı olarak yazılı delillere ve bilirkişi incelemelerine dayanır. Sözleşmeler, faturalar, muhasebe kayıtları, yazışmalar ve ticari defterler merkezi öneme sahiptir. Tanık beyanları ise çoğu zaman ikincil nitelikte olup, tek başına belirleyici olmaktan uzaktır.

Özellikle muhasebe ihtilafları, finansal zarar hesapları, teknik edimlerin değerlendirilmesi veya sektöre özgü uygulamaları içeren uyuşmazlıklarda bilirkişi raporları büyük etkiye sahiptir. Mahkemeler sıklıkla bilirkişi atamakta ve bu raporların içeriği nihai kararın şekillenmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle etkili bir dava stratejisi, bilirkişi sürecinin yakından takip edilmesini, gerektiğinde süresinde itiraz edilmesini ve teknik meselelerin hukuki çerçeveyle uyumlu biçimde mahkemeye sunulmasını zorunlu kılar.

Hüküm ve Ticaret Mahkemesi Kararlarının İcrası

Bir ticari davanın sonuçlanması, alacağın veya talebin fiilen tahsil edileceği anlamına gelmemektedir. Ticaret mahkemesi kararlarının icrası, özellikle borçlunun direniş göstermesi veya malvarlığının dağınık olması hâlinde, ilave usulî adımlar gerektirebilir. Bu nedenle dava sürecinin etkinliği değerlendirilirken zaman, maliyet ve icra kabiliyeti birlikte ele alınmalıdır.

Şirketler açısından icra aşamasına ilişkin hususlar, çoğu zaman hükmün kendisi kadar önem taşır. İcra stratejisinin erken safhada planlanması, olumlu bir mahkeme kararının yalnızca teorik veya sembolik bir başarı olarak kalmayıp, somut ve ticari anlamda sonuç doğurmasını önemli ölçüde artırır.

Ticari Dava ile Tahkim Arasındaki Fark

Türkiye’de bir ticari uyuşmazlıkla karşılaşıldığında, şirketler çoğu zaman mahkeme yargılaması veya tahkimden hangisinin ticari menfaatlerine daha uygun olacağını değerlendirmektedir. Tahkim; gizlilik, usul esnekliği ve taraf iradesine dayalı yargılama gibi avantajlar sunabilmekle birlikte, Türk mahkemeleri nezdinde yürütülen ticari davalar birçok durumda—özellikle ihtiyati tedbir, cebrî icra veya yerel muhatapların söz konusu olduğu hâllerde—birincil ve en etkili çözüm yolu olmaya devam etmektedir.

Tahkim, kural olarak tarafların sözleşmede açıkça tahkim şartı kararlaştırmış olmaları ve uyuşmazlığın belirgin bir uluslararası nitelik taşıması hâlinde tercih edilmektedir. Bu tür durumlarda Türkiye’de veya yurtdışında yürütülen tahkim yargılamaları sonucunda verilen hakem kararlarının, Türkiye’de bulunan malvarlığına karşı icra edilebilmesi için ayrıca tenfiz sürecinden geçirilmesi gerekmektedir. Hakem kararlarının icrası, kendine özgü bir hukuki rejime tabidir ve dikkatli bir usul planlaması gerektirir. Bu sürece ilişkin ayrıntılı değerlendirme, Türkiye’de uluslararası tahkim konulu makalemizde ayrıca ele alınmaktadır.

Buna karşılık, Türk mahkemeleri nezdinde yürütülen ticari davalar sonucunda verilen mahkeme kararları, herhangi bir tanıma veya tenfiz prosedürüne ihtiyaç duyulmaksızın Türkiye’de doğrudan icra edilebilir nitelik taşır. Bu fark, özellikle acil icra ihtiyacının bulunduğu, malvarlığına haciz uygulanmasının veya ihtiyati tedbir alınmasının gerekli olduğu uyuşmazlıklarda büyük önem kazanmaktadır. Pek çok şirket, icra kabiliyetinin pratik önemini dava başında yeterince dikkate almamakta ve bu hususun belirleyici etkisini ancak lehine bir karar aldıktan sonra fark etmektedir.

Yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıklarda ise icra değerlendirmesi yalnızca yerel mahkeme kararlarıyla sınırlı değildir. Yurtdışında verilen hakem kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi için Türk mahkemeleri nezdinde tanıma ve tenfiz davası açılması zorunludur. Benzer şekilde, yabancı mahkeme kararları da Türkiye’de ayrı bir hukuki süreç işletilmeden icra edilemez. Bu prosedürler, uluslararası sözleşmeler ve Türk milletlerarası özel hukuk mevzuatı çerçevesinde düzenlenmekte olup; Türkiye’de hakem kararlarının tanınması ve tenfizi ile yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konulu rehberlerimizde ayrıntılı şekilde incelenmektedir.

Yabancı Şirketler Türkiye’de Ticari Dava Açabilir mi?

Yabancı şirketler, Türk şirketleri için geçerli olan hukuki çerçeve kapsamında Türkiye’de ticari dava açma hakkına sahiptir. Uyuşmazlığın Türkiye ile yeterli bir bağlantısının bulunması—örneğin karşı tarafın Türkiye’de yerleşik olması, sözleşmenin Türkiye’de ifa edilmesi veya borçlunun Türkiye’de malvarlığının bulunması—hâlinde, yabancı tüzel kişiler herhangi bir kısıtlama olmaksızın Türk ticaret mahkemeleri nezdinde dava açabilmektedir.

Uygulamada yabancı şirketler; ödenmeyen ticari alacakların tahsili, sözleşmenin ihlali, Türkiye’deki bağlı ortaklıklarıyla ilgili ortaklık uyuşmazlıkları ve Türk pazarını etkileyen haksız rekabet fiilleri nedeniyle sıklıkla Türkiye’de ticari dava yoluna başvurmaktadır. Bu davalar, ticaret mahkemelerinde görülmekte ve maddi hukuk bakımından yerli uyuşmazlıklarla aynı kurallara tabi tutulmaktadır. Bununla birlikte, yabancı davacılar açısından sürecin başında dikkate alınması gereken bazı ilave usulî hususlar bulunmaktadır.

Bu hususların başında teminat gösterme yükümlülüğü gelmektedir. Davacının kurulu bulunduğu ülke ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler dikkate alınarak, yabancı şirketlerden yargılama giderlerini karşılamak üzere teminat yatırmaları istenebilmektedir. Ayrıca, Türkiye’de bir avukat aracılığıyla temsil için düzenlenecek vekâletnamelerin usulüne uygun şekilde noter onaylı ve gerekli hâllerde apostilli veya konsolosluk tasdikli olması gerekmektedir. Delil olarak sunulacak belgelerin de Türk mahkemelerince kabul edilebilir formatta ibraz edilmesi ve gerekli hâllerde yeminli tercümelerinin eklenmesi zorunludur.

Bu nedenle yabancı şirketler bakımından Türkiye’de ticari dava açmak, yalnızca hukuki bir hak meselesi değil; aynı zamanda ciddi bir usulî hazırlık sürecini gerektirir. Yetki değerlendirmesinin erken aşamada yapılması, teminat yükümlülüklerinin tespiti ve delil hazırlığının eksiksiz şekilde tamamlanması, yargılamanın etkin ve icra kabiliyeti yüksek bir sonuçla tamamlanma ihtimalini önemli ölçüde artırmaktadır.

Türkiye’de Ticari Dava Avukatının Rolü

Türkiye’de bir ticari dava avukatının rolü, müvekkili duruşmalarda temsil etmek veya usul işlemlerini yerine getirmekle sınırlı değildir. Etkili bir ticari dava yönetimi; erken aşamada hukuki değerlendirme yapılmasını, stratejik planlama yürütülmesini ve uyuşmazlık süresince hukuki ve ticari risklerin sürekli olarak yönetilmesini gerektirir. Pek çok durumda davanın sonucu, son duruşmada değil, sürecin en başında alınan kararlarla şekillenmektedir.

Bir ticari dava avukatı, uyuşmazlığı tüm ticari bağlamı içinde değerlendirir. Bu kapsamda en güçlü hukuki taleplerin tespiti, delillerin yeterliliğinin analizi, usul sürecine ilişkin zamanlamanın öngörülmesi ve yargılamanın fiilen icra edilebilir bir sonuç doğurup doğurmayacağının değerlendirilmesi yapılır. Şirketler açısından bu değerlendirme; dava yoluna mı gidileceği, uzlaşma görüşmelerinin mi tercih edileceği yoksa resmî yargılama başlamadan önce hukuki pozisyonun mu yeniden yapılandırılacağı konusunda belirleyici nitelik taşır.

Yargılama süreci boyunca stratejik dava yönetimi kritik hâle gelir. Ticari uyuşmazlıklar çoğu zaman karmaşık sözleşmeler, muhasebe kayıtları ve teknik değerlendirmeler içerir ve bu hususlar mahkemece atanan bilirkişilerin dilinden konuşabilmeyi gerektirir. Türkiye’de deneyimli bir ticari dava avukatı, bilirkişi raporlarının mahkeme kararını nasıl etkileyeceğini öngörür, dosyayı buna göre hazırlar ve teknik meseleleri yalnızca ticari argümanlar çerçevesinde değil, hukuki standartlarla uyumlu biçimde ele alır. Bu yaklaşım, eksik veya hatalı çerçevelendirilmiş deliller nedeniyle olumsuz kanaat oluşması riskini önemli ölçüde azaltır.

Sonuç olarak ticari dava, yalnızca lehe bir mahkeme kararı elde etmeyi değil; aynı zamanda bu kararın icra edilebilir olmasını ve şirketin daha geniş ticari menfaatlerini korumasını hedefler. Türkiye’de bir ticari dava avukatı, uyuşmazlıkların etkin şekilde yönetilmesi, hukuki risklerin kontrol altında tutulması ve hukuki hakların pratik ve somut sonuçlara dönüştürülmesi için gerekli hukuki ve stratejik rehberliği sağlar.

Sıkça Sorulan Sorular

Hangi Davalar Ticari Davadır?
Türk hukukunda bir davanın ticari dava olarak kabul edilmesi, uyuşmazlığın ticari bir işlemden veya ticari işletme faaliyetinden doğmasına bağlıdır. Türk Ticaret Kanunu uyarınca, taraflardan birinin tacir olması ve uyuşmazlığın ticari faaliyetiyle bağlantılı bulunması hâlinde dava kural olarak ticari dava niteliği taşır. Ticari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, şirket ve ortaklık ihtilafları, ticari alacak davaları ve haksız rekabet talepleri bu kapsamdadır.
Ticari Davalarda Hangi Mahkemeler Görevlidir?
Ticari davalar, kural olarak Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından görülür. Asliye Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, ticaret mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Davanın ticari dava olarak nitelendirilmesi, görevli mahkemenin doğru tespiti açısından belirleyicidir.
Ticari Davalarda Arabuluculuk Zorunlu mudur?
Evet. Para alacağı ve tazminat taleplerine ilişkin birçok ticari uyuşmazlıkta dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Zorunlu arabuluculuk süreci usulüne uygun şekilde tamamlanmadan açılan davalar, mahkeme tarafından usulden reddedilir. Ancak bazı dava türleri bu zorunluluğun dışında tutulmuştur.
Yabancı Şirketler Türkiye’de Ticari Dava Açabilir mi?
Yabancı şirketler, Türk şirketleriyle aynı hukuki çerçevede Türkiye’de ticari dava açma hakkına sahiptir. Uyuşmazlığın Türkiye ile yeterli bağlantısının bulunması hâlinde, yabancı tüzel kişiler Türk ticaret mahkemeleri nezdinde dava açabilir. Ancak yabancı davacılar bakımından teminat gösterme yükümlülüğü ve belge sunumuna ilişkin ek usulî şartlar söz konusu olabilir.
Ticari Davalar Ne Kadar Sürer?
Ticari davaların süresi; uyuşmazlığın niteliğine, bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediğine, taraf sayısına ve mahkemenin iş yüküne göre değişiklik gösterir. Uygulamada ticari davalar genellikle 12 ila 24 ay arasında sonuçlanmakta; karmaşık ve çok taraflı uyuşmazlıklarda bu süre uzayabilmektedir. Bilirkişi raporları ve itiraz süreçleri, yargılamanın süresini doğrudan etkileyen unsurlar arasındadır.
Ticari Dava Sonucunda Verilen Kararlar Hemen İcra Edilebilir mi?
Ticaret mahkemeleri tarafından verilen kararlar, kesinleşme şartına bağlı olmaksızın ilamlı icra yoluyla takibe konu edilebilir. Ancak karşı tarafın istinaf veya temyiz yoluna başvurması hâlinde, icranın durdurulması talep edilebilir. Bu nedenle dava stratejisi oluşturulurken, icra kabiliyeti ve tahsil ihtimali baştan değerlendirilmelidir.

Sonuç

Türkiye’de ticari davalar; dikkatli bir hukuki değerlendirme, usule sıkı bağlılık ve şirketin ticari hedefleriyle uyumlu bir strateji gerektirir. Uyuşmazlık ister sözleşmenin ihlalinden, ister ödenmeyen ticari alacaklardan, ister ortaklar arasındaki ihtilaflardan veya haksız rekabetten kaynaklansın; erken aşamada alınan kararlar, nihai sonucun icra kabiliyetini ve etkinliğini çoğu zaman belirleyici şekilde etkilemektedir. Gerek yerli gerekse yabancı şirketler açısından, deneyimli bir ticari dava avukatıyla çalışmak; hukuki risklerin yönetilmesini, usul hatalarından kaçınılmasını ve hukuki hakların somut ve uygulanabilir sonuçlara dönüştürülmesini sağlar. İşletmeniz Türkiye’de bir ticari uyuşmazlıkla karşı karşıyaysa veya hukuki yollara başvurmayı değerlendiriyorsa, sürecin en başında profesyonel hukuki destek almak, ticari menfaatlerin korunması ve sürdürülebilir bir çözüm elde edilmesi açısından en güvenilir yoldur.

Konu hakkındaki sorularınız ve profesyonel destek almak için info@paldimoglu.av.tr veya telefon numaramız üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yorum Yaz