Küreselleşen dünya, ticari ve bireysel ilişkilerin geniş coğrafyalara yayılmasına ve ilişkiler ağının genişlemesine yol açmaktadır. Genişleyen ilişkiler, çeşitli devletlerin farklı hukuki sistemlerinin de birbirleriyle temasını gerektirmektedir. Öyle ki Türkiye'de kurulan şirket Avrupalı bir şirketle ticaret yaptığında yetkili mahkeme ve hukuku Türkiye dışından seçebilmekte ve uyuşmazlık yabancı mahkemelerce çözümlenebilmektedir. Yahut uyuşmazlık durumunda doğrudan Türkiye dışında dava açılabilmektedir. Bu tür kararların Türkiye’de uygulanabilmesi için yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi gerekir. Bu yazımızda, öncelikle yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinin hukuki dayanağı ve şartları incelenecek, sonra usule değinilecek ve ardından sıkça sorulan sorulara yanıt verilecektir.
Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizinin Hukuki Dayanağı
Her egemen devlet kendi yargılamasını kendisi yapar. Bu egemenliğin doğal sonucu yalnızca o devlet mahkemelerinin kararlarının doğrudan uygulanmasıdır. Bu sebeple yabancı bir ülkede verilmiş kararlar, egemen devletin ülkesinde tanınmadıkça uygulama imkânı bulamaz. Türkiye’de yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. İlgili kanunda hem ceza kararlarında yer alan kişisel haklar hem de hukuk yargılaması kararların tanınması ve tenfizi için usul ve esasları yer almaktadır.
Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizinin Şartları
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. Maddesinde yabancı mahkemelerden verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olduğu düzenlenmiştir. Buna göre kararı veren kurum bir mahkeme olmalı, karar veren ülke yasalarına göre kesinleşmiş olmalı ve yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmiş olmalıdır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için bu genel şartların hepsinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Genel şartlar ve özel şartlara ayrıntılı olarak aşağıda yer almaktadır.
Genel Şartlar
1) Kararı veren kurum bir mahkeme olmalıdır
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinin ilk şartı bu kararı veren kurumun bir mahkeme olmasıdır. Mahkeme, kararı veren devlet yasalarına göre kamu kurumu niteliğinde olan ve o devlette yargılama hakkına sahip kurumlardır. Dolayısıyla özel bir kurumun kararı MÖHUK’un bu hükümleri uyarınca Türkiye’de tanıma ve tenfize konu edilemeyecektir.
2) Karar kesinleşmiş olmalıdır
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için aranan bir diğer şart mahkeme kararının kesinleşmiş olmasıdır. Kesinleşmemiş bir karar Türkiye’de tanınmayacak ve o karara dayanarak Türkiye’de işlem yapılamayacaktır. Kararın kesinleşmesi, kararı veren devlet yasalarına göre belirlenecektir. Türk hâkimi, kararı veren ülke yasalarına göre kararın kesinleşmiş olup olmadığını inceleyecek ve kararın kesinleştiği kanaatine varırsa tanıma ve tenfize hükmedecektir.
“yabancı ilamın kesin hüküm etkisi yabancı mahkeme kararının o ülkede kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracağına göre, taraflar o tarihte boşanmış olacaktır. Bu itibarla, tanıma ve tenfiz davasının neticesi bu davayı etkileyeceğinden, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesinin beklenerek hasıl olacak neticeye göre hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.”Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Yargıtay Kararı - 2. HD., E. 2019/931 K. 2019/1288 T. 18.2.2019
3) Yetkili Türk mahkemelerinden tanıma ve/veya tenfiz kararı alınmış olmalıdır
Tanıma ve tenfiz için gerekli bir diğer genel şart, yetkili mahkemeden bu doğrultuda bir karar alınmasıdır. Şöyle ki yabancı bir ülke mahkemesinden elde edilen karar Türkiye’de doğrudan icraya konu edilemeyecek ve bu kararın yetkili Türk hakimleri tarafından onaylanmış bulunması gerekecektir. Bu durum, Türkiye’deki yargı bağımsızlığının ve egemenliğin doğal bir sonucudur.
Özel Şartlar
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için genel şartların yanında özel şartlar da aranmaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi Yargıtay kararı bu konuyu şöyle özetlemektedir:
5718 sayılı MÖHUK 50-59 maddeleri tanıma ve tenfiz kurumlarını düzenlemekte olup buna göre yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı tutulmuş ve yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlanmıştır. Buna göre, yabancı mahkeme kararının verildiği devlet ile Türkiye arasında mütekabiliyet bulunmalı, ilam Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuya ilişkin olmalı, davalının savunma haklarına uygun davranılarak verilen hüküm Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamalıdır.Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Yargıtay Kararı - 11. HD., E. 2022/4561 K. 2022/6225 T. 26.9.2022
Öte yandan MÖHUK’un ilgili maddesine göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizi talebi aşağıdaki şartların gerçekleşmesi hâlinde kabul edilir:
1) Karşılıklılık esası
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizi bakımından en önemli şartlardan biri, kararın verildiği ülke ile Türkiye arasında mütekabiliyet (karşılıklılık) ilişkisinin bulunmasıdır. Bu ilke, devletlerin yargı kararlarının icrası konusunda karşılıklı saygı ve iş birliği içinde hareket etmelerini sağlar. Başka bir ifadeyle, Türkiye yalnızca kendi mahkeme kararlarını da benzer koşullarda tanıyan veya tenfiz eden ülkelerin mahkeme kararlarını uygular.
Mütekabiliyet üç farklı hukuki kaynaktan doğabilir:
- Uluslararası antlaşmalar: Türkiye ile diğer devletler arasında akdedilen bazı ikili veya çok taraflı antlaşmalar, mahkeme kararlarının karşılıklı olarak tenfizini açıkça düzenler.
- İç hukuk hükümleri: Bazı ülkelerin iç mevzuatı, herhangi bir antlaşma bulunmasa dahi Türk mahkeme kararlarının tenfizine izin verebilir.
- Fiilî veya yargısal uygulama: Yazılı bir düzenleme bulunmasa bile, Türk mahkeme kararlarının yabancı ülkede istikrarlı biçimde tenfiz edildiğini gösteren mahkeme içtihatları da fiilî mütekabiliyetin varlığını ortaya koyabilir.
Belirtmek gerekir ki, mütekabiliyet ilkesi yalnızca tenfiz davalarında uygulanır; tanıma davalarında aranmaz. Dolayısıyla, icra ihtiyacı veya mali sonuç doğurmayan boşanma kararları gibi durumlarda, mütekabiliyet bulunmasa dahi yabancı mahkeme kararı Türkiye’de tanınabilir.
Uygulamada Türk mahkemeleri, yabancı mahkeme kararlarının tenfizine karar vermeden önce mütekabiliyetin varlığını dikkatle inceler. Almanya, Fransa, İtalya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok ülke bakımından bu ilişki, mahkeme içtihatları veya karşılıklı anlayış yoluyla yerleşmiş durumdadır. Ancak mütekabiliyetin varlığı belirsiz olan ülkeler açısından, mahkeme Türk kararlarının o ülkede icra edilebildiğini gösteren ek deliller talep edebilir.
Mütekabiliyet kuralı, egemen devletler arasındaki eşitlik ilkesinin bir yansımasıdır; tek taraflı tenfizin önüne geçer ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi süreçlerinin dengeli ve karşılıklı bir temelde yürütülmesini sağlar.
2) Yetkinin aşılmamış olması
İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmemiş olması gerekmektedir. Öte yandan davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması da gerekmektedir.
3) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması
Türk hukukunun temel prensiplerinden birisi, sözleşmelerin, kararların ve sair düzenlemelerin ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmamasıdır. Kamu düzenine aykırı bir sözleşme hukuken geçersiz olacağı gibi benzer şekilde böyle bir yabancı mahkeme kararı da hukuken geçersiz olacak ve Türkiye’de uygulanamayacaktır. Burada bahsedilen kamu düzeni Türk yaşam ve kültürüne uygun, toplumca genel kabul görmüş değerlere uygunluktur. Örneğin ötenazinin yasal olduğu bir ülkede ötenazi yapılmasının uygun bulunduğu bir durumda, bu kararın Türkiye’de tanınması ve tenfizinin istenmesi bu şarta aykırı olacak ve karar tenfiz edilemeyecektir.
4) Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemiş olması
Yabancı mahkeme kararını veren yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış olması, mahkemede temsil edilmemesi ya da yabancı ülke yasalarına aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması durumunda kararın tenfiz edilebilmesi itiraz edilmemesine bağlıdır. Yani aleyhine Türkiye’de tenfiz istenen kişi bu sebeplerden birini ileri sürerek tanıma ve tenfiz davasına itiraz edebilir ve itirazı haklı görünürse karar artık Türkiye’de uygulanamaz.
Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için tarafların Türk olması gerekir mi?
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, tarafların uyruklarına veya vatandaşlıklarına bağlı değildir. Esas olan, kararın Türkiye ile hukuki bir bağlantısının veya menfaat ilişkisinin bulunmasıdır. Tarafların her ikisi de yabancı kişi ya da yabancı şirket olsa dahi, kararın Türkiye’de hukuki veya mali sonuç doğurması hâlinde tenfiz talebinde bulunulabilir.
Bu tür bir bağlantı genellikle şu durumlarda ortaya çıkar:
- Taraflardan birinin Türkiye’de ikamet etmesi,
- Türkiye’de taşınmaz mal, şirket hissesi veya diğer malvarlığı unsurlarına sahip olunması,
- Yabancı mahkeme kararının icrası için Türk makamları nezdinde bir işlem yapılmasının gerekmesi (örneğin tapu siciline veya nüfus kayıtlarına tescil işlemleri).
Örneğin, bir çiftin yabancı bir ülkede boşanma kararı alması ve taraflardan birinin sonradan Türkiye’ye yerleşmesi hâlinde, bu kararın Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için Türk Aile Mahkemesi tarafından tanınması gerekir. Benzer şekilde, yabancı bir şirketin yurt dışında bir Türk borçlu aleyhine kazandığı ticari davaya ilişkin ilam, alacağın tahsili amacıyla Türkiye’de tenfiz davası açılarak icra edilebilir.
Bu ilke, milletlerarası özel hukukun evrensel niteliğini yansıtır ve sınır ötesi uyuşmazlıklarda adalete erişimi güvence altına alır. Türkiye ile meşru bir bağlantı kurulabildiği sürece, tarafların vatandaşlığı ne olursa olsun, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi mümkündür.
Yabancı mahkeme ilamının tanınması veya tenfizine karar verilebilmesi için ilamın tarafının Türk vatandaşı olmasına gerek bulunmamaktadır. Taraflar Türk olmasalar bile hukuki menfaatlerinin bulunması koşuluyla yabancı ilamın tenfizini veya tanınmasını isteyebilirler. Bu bakımdan davacının tanıma istemesinde, hukuki yararı bulunmaktadır. Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Yargıtay Kararı - 2. HD., E. 2008/19620 K. 2010/1034 T. 20.1.2010
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda yetkili mahkeme
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi bakımından görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Uyuşmazlığın niteliğine göre bu mahkemeler; aile mahkemesi, ticaret mahkemesi veya genel hukuk mahkemesi olarak farklılaşabilir. Hangi mahkemenin görevli olacağı, yabancı mahkeme kararının konusuna göre belirlenir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 51/1. maddesi uyarınca, tenfiz davası asliye mahkemesinde açılmalıdır. Kanun, medeni ve ticari mahkemeler arasında açık bir ayrım yapmasa da, görevli mahkemenin belirlenmesi Türk Medeni Usul Hukuku hükümlerine göre yapılır. Eğer uyuşmazlık ticari nitelikte ise, dava asliye ticaret mahkemesinde görülmelidir; aksi hâlde genel hukuk mahkemesi görevli olur.
Yargıtay da bu yorumu benimsemiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2015 tarihli, 2015/5244 Esas ve 2015/6250 Karar sayılı ilamında, tarafların her ikisinin de tacir olduğu ve yabancı mahkeme kararının ticari faaliyetlerine ilişkin bulunduğu durumlarda, tenfiz davasına bakma görev ve yetkisinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğu açıkça belirtilmiştir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)'un 51/1. maddesinde yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde asliye mahkemesinin görevli olduğu belirtilmiş ancak asliye hukuk veya asliye ticaret şeklinde bir ayrıma da yer verilmemiştir. Buradaki asliye mahkemesi ibaresinin ticaret mahkemesini de kapsayıp kapsamadığı yönünden ticaret mahkemesinin görevine ilişkin yasa hükümlerine de bakmak gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 5/2. maddesine göre; bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere bu mahkemede bakılır. Bu hükme göre asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde olmakla birlikte 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi gereğince ticari dava sayılan hallerde ticaret mahkemesi görevli olmaktadır. Somut olayda taraflar tacir ve tenfizi istenen karar sonucu itibarıyla tarafların ticari işletmesiyle ilgili olduğundan ticari dava bulunduğu için davaya bakmaya asliye ticaret mahkemesi görevlidir.Türkiye'de Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Yargıtay Kararı - 15. HD., E. 2015/5244 K. 2015/6250 T. 8.12.2015
Yetkili mahkeme ise kararın kendisine karşı tenfizi istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa yaşadığı yer mahkemesi, Türkiye'de yerleşim yeri veya yaşadığı bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biridir.
Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizinde usul
Belirtilen genel ve özel şartları taşıyan yabancı mahkeme kararları, Türkiye’de tenfiz edilmek üzere Türk mahkemelerine sunulabilir. Tanıma veya tenfiz sürecinin başlatılabilmesi için ilgilinin, görevli asliye mahkemesine bir dilekçe ile başvuruda bulunması ve aşağıdaki belgeleri dosyaya eklemesi gerekir:
- Kararın verildiği ülke makamlarınca düzenlenmiş resmî onaylı asıl karar veya usulüne uygun tasdikli sureti,
- Kararın yeminli Türkçe tercümesi,
- Kararın o ülke hukukuna göre kesinleştiğini gösteren belge (kesinlik şerhi veya kesinleşme belgesi).
Dilekçenin sunulmasının ardından mahkeme, davalı tarafa duruşma gününü bildirir ve ekli belgelerin birer örneğini tebliğ eder. Davalı taraf, tenfiz şartlarının gerçekleşmediği, kararın kısmen veya tamamen ifa edildiği, ya da tenfize engel hukuki bir sebep bulunduğu yönünde itirazlarını ileri sürebilir.
Duruşma sonucunda mahkeme, yabancı mahkeme kararının tamamen veya kısmen tenfizine yahut talebin reddine karar verebilir. Tenfiz kararı verilmesi hâlinde, yabancı mahkeme ilamı Türk mahkeme kararıyla aynı hukukî etkiye kavuşur ve İcra Daireleri aracılığıyla icra edilebilir hale gelir.
Tanıma ve tenfiz davalarında verilen kararlar istinaf ve temyiz yoluna tabidir; bu süreç, diğer hukuk davalarındaki usule paralel şekilde işler. Önemle belirtmek gerekir ki, temyiz başvurusu, karar kesinleşinceye kadar tenfizin icrasını durdurur.
İlginizi çekebilir: Türkiye'de Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi
Tanıma ve Tenfiz Arasındaki Fark
Yabancı mahkeme kararlarıyla ilgili işlemlerde, tanıma ve tenfiz kavramlarının birbirinden ayrılması büyük önem taşır. Bu iki hukukî müessese birbiriyle bağlantılı olmakla birlikte, amaçları, kapsamları ve sonuçları bakımından farklıdır.
Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de geçerli olduğunun kabul edilmesi ve hukukî sonuç doğurmasının sağlanmasıdır; ancak karar bu yolla icra edilebilir hâle gelmez. Başka bir deyişle, tanıma kararı, yabancı mahkeme hükmünün Türk makamları önünde kesin delil veya bağlayıcı tespit olarak kullanılmasını sağlar. Örneğin, bir çiftin yabancı bir ülkede boşanma kararı alması hâlinde, medeni hâl kayıtlarının güncellenebilmesi ve boşanmanın nüfus kütüğüne işlenebilmesi için tanıma davası açılması gerekir. Dolayısıyla, icra veya eda gerektirmeyen durumlarda tanıma kararı yeterlidir.
Tenfiz ise tanımadan bir adım öteye geçer. Yabancı mahkeme kararını Türkiye’de icra edilebilir hale getirir ve sanki Türk mahkemesi tarafından verilmiş bir karar gibi doğrudan icra edilebilmesini sağlar. Bu durum özellikle para alacağı, tazminat veya eda yükümlülüğü içeren kararlar için geçerlidir. Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verildikten sonra alacaklı, İcra Daireleri nezdinde borcun tahsili veya malların haczi gibi işlemlere başvurabilir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca, hem tanıma hem de tenfiz için mahkeme kararı gerekir. Ancak tanıma için mütekabiliyet şartı aranmazken, tenfiz için genel olarak aranır. Bu ayrımın bilinmesi, özellikle yabancı gerçek kişiler ve şirketlerin süreci doğru yürütmesi, gereksiz gecikme ve ret risklerinden kaçınması açısından büyük önem taşır.
Türkiye’de Tanıma ve Tenfiz Davalarında Süreç ve Maliyet
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, usulüne uygun belgelerin sunulmasıyla başlayan yargısal bir süreçtir. Davanın süresi ve maliyeti; dosyanın kapsamına, belgelerin eksiksizliğine, tarafların tutumuna ve mahkemenin iş yüküne göre değişkenlik gösterebilir.
Süre
Tüm belgelerin usulüne uygun şekilde apostil şerhli, tercüme edilmiş ve tasdikli olduğu basit dosyalarda, tanıma veya tenfiz kararları genellikle 6 ila 9 ay içinde alınabilir. Ancak davalının itirazları veya mahkemenin yabancı devletle mütekabiliyeti araştırması gerektiği hallerde bu süre 12 ila 18 aya kadar uzayabilir. En sık görülen gecikme sebepleri arasında eksik belgeler, hatalı tercümeler ve yetki uyuşmazlıkları yer alır.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı taraflar istinaf ve temyiz yoluna başvurabilir. Bu aşamalar süreci uzatabileceği gibi, karar kesinleşinceye kadar tenfiz işlemleri durur.
Mahkeme Harçları ve Masraflar
Türkiye’de yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin maliyetler;
- mahkeme harçları,
- tercüme ve noter giderleri,
- avukatlık ücretlerinden oluşur.
Tenfiz davalarında uygulanacak mahkeme harcının türü, Türk hukukunda uzun süredir tartışma konusudur. Bazı mahkemeler davayı nispi harca tabi sayarak talep konusu değere göre oransal bir harç uygularken, diğerleri bu davaları tespit niteliğinde görerek maktu harç uygulamıştır.
Geçmişte maktu harç uygulaması ağırlıktayken, konu 2025 yılında Anayasa Mahkemesi’nin önemli bir kararıyla yeniden ele alınmıştır. Mahkeme, meseleyi mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirmiş; tenfiz davalarında nispi harç alınmasının Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Böylece, oransal harç uygulamasının Anayasa ile uyumlu olduğu yönünde içtihat oluşmuştur.
Ancak hâlen ülke genelinde yeknesak bir uygulama bulunmamaktadır. Bu nedenle başvuru sahiplerinin, tanıma veya tenfiz sürecine ilişkin olası masrafları ve riskleri değerlendirebilmek için bu alanda tecrübeli bir Türk avukatına danışmaları önemlidir. Profesyonel hukuki destek, sürecin mevzuata uygun yürütülmesini sağlar, ret riskini azaltır ve işlemlerin çok daha hızlı sonuçlanmasına yardımcı olur.
Sıkça Sorulan Sorular
Neden Türkiye'de Baroya Kayıtlı Bir Avukat ile Çalışmalısınız
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi son derece teknik bir süreçtir ve yalnızca Türkiye’de avukatlık yapma yetkisine sahip kişiler tarafından yürütülebilir. Türk usul hukukuna göre, mahkemelere sunulan tüm dilekçeler, dosya takibi, duruşmalara katılım ve diğer hukukî işlemler Barolara kayıtlı avukatlar aracılığıyla yapılmak zorundadır. Bu nedenle, yabancı gerçek kişiler ve şirketlerin yetkili mahkemeler önünde temsil edilmesi için baroya kayıtlı bir Türk avukat ile çalışmaları yasal bir zorunluluktur.
Bu süreci tahsilat ofisleri veya uluslararası danışmanlık firması adı altında faaliyet gösteren, ancak Türkiye’de avukatlık yapma yetkisi bulunmayan kişi veya kurumlar aracılığıyla yürütmeye çalışmak ciddi hukukî ve mali riskler doğurur. Bu tür kişi veya kuruluşlar, Türk mahkemelerinde müvekkil adına temsil yetkisine sahip değildir, dilekçe imzalayamaz ve yargı mercilerince taraf vekili olarak tanınmaz. Bu nedenle, bu yollarla yapılan başvurular genellikle usulden reddedilmekte veya sürecin uzamasına neden olmaktadır.
Deneyimli bir Türk hukuk bürosu ile çalışmak, sürecin hem usulüne uygun hem de etkin şekilde yürütülmesini sağlar. Lisanslı avukatlar:
- Görevli ve yetkili mahkemeyi doğru tespit eder,
- Apostil, tercüme ve tasdik işlemleri dâhil tüm belgeleri eksiksiz ve usulüne uygun hazırlar,
- Mahkeme nezdinde yapılabilecek itirazları ve usule ilişkin sorunları yönetir,
- Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de güvenli biçimde icra edilmesini temin eder.
Unutulmamalıdır ki, yalnızca Türkiye’de ruhsatlı avukatlar, mahkemelerde müvekkili temsil etme, dilekçe sunma ve tenfiz kararının icrasını yürütme yetkisine sahiptir. Dolayısıyla, güvenilir bir Türk hukuk bürosu ile çalışmak, yalnızca profesyonel temsil güvencesi değil, aynı zamanda hukukî güvenlik, gizlilik ve haklarınızın etkin korunması anlamına gelir.
Sonuç
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, yalnızca ilgili mevzuatın doğru şekilde bilinmesini değil, aynı zamanda usul kurallarına titizlikle uyulmasını da gerektirir. Kararın kesinleşme durumunun tespitinden belgelerin tercüme ve tasdikine, görevli mahkemeye sunulmasına kadar her aşama büyük bir dikkat ve özenle yürütülmelidir. En küçük bir usul hatası dahi sürecin aylarca gecikmesine veya yabancı mahkeme kararının tenfiz edilemez hale gelmesine yol açabilir.
Bu nedenle, sürecin mutlaka Türkiye’de avukatlık yapma yetkisine sahip bir hukukçu tarafından yürütülmesi büyük önem taşır. Yalnızca Türk avukatlar, mahkemeler ve icra daireleri nezdinde müvekkili temsil etme yetkisine sahiptir. Deneyimli bir hukuk bürosu ile çalışmak, davanın etkin biçimde yürütülmesini, belgelerin usulüne uygun hazırlanmasını ve haklarınızın Türk hukuku çerçevesinde tam olarak korunmasını sağlar.
İster ticari bir alacak davası, ister boşanma kararı, ister tazminat hükmü olsun — yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de geçerli ve icra edilebilir hale gelmesi için profesyonel hukuki destek şarttır. Doğru hukukî yönlendirme ile süreci güvenle yürütebilir, yabancı mahkeme kararınızın Türkiye’de tam hukukî sonuç doğurmasını sağlayabilirsiniz.
Konu hakkındaki sorularınız ve hukuki yardım için info@paldimoglu.av.tr üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
