Uluslararası tahkim, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı yatırımcılar ve uluslararası şirketler tarafından, devlet mahkemelerinde görülen davalara alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uluslararası ticari ilişkilerde taraflar; tarafsızlık, gizlilik, usul esnekliği ve farklı ülkelerde icra edilebilirlik sağlayan bir uyuşmazlık çözüm mekanizması arayışına girmektedir. Türkiye’nin bölgesel bir ticaret ve yatırım merkezi konumunda bulunması, Türkiye’de tahkimi, özellikle inşaat, enerji, dağıtım ve ortak girişim gibi sektörlerde ortaya çıkan uluslararası ticari uyuşmazlıklar bakımından daha da önemli hâle getirmiştir. Bu çerçevede Türkiye’de uluslararası tahkim, yabancılık unsuru içeren yüksek meblağlı ve karmaşık uyuşmazlıkların çözümünde pratik ve sıkça tercih edilen bir yöntem olarak gelişmiştir.
Türk hukuk sistemi, tahkime ilişkin özel mevzuat ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler aracılığıyla sağlam bir hukuki altyapı sunmaktadır. Her ne kadar Türk tahkim hukuku, taraf iradesine ve hakem kararlarının etkinliğine büyük ölçüde destek verse de, tahkim sürecinin başarısı çoğu zaman tahkim şartının nasıl kaleme alındığına ve yargılamanın en baştan nasıl yapılandırıldığına bağlıdır. Yetki sorunları, açık olmayan tahkim kayıtları veya usule ilişkin hatalar; hakem kararının tenfizini geciktirebilir ya da tamamen risk altına sokabilir. Bu nedenle Türkiye’de tahkim hukuku kapsamında uyuşmazlığa taraf olan kişi ve şirketler, ticari menfaatlerini koruyacak ve hakem kararının etkin şekilde icrasını sağlayacak bir yapı oluşturmak amacıyla, sürecin erken aşamasında tahkim avukatı desteğine başvurmaktadır.
Türk Hukukunda Uluslararası Tahkim Nedir?
Türk hukukuna göre tahkim, tarafların aralarındaki uyuşmazlıkları devlet mahkemeleri yerine bir veya birden fazla hakeme götürmeyi ve verilen hakem kararına uymayı kabul ettikleri bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Türkiye’de uluslararası tahkim, esas olarak 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ile düzenlenmektedir. Bu Kanun; uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenen ya da tarafların açıkça bu Kanun’un uygulanmasını kararlaştırmaları hâlinde uygulanır. Söz konusu düzenleme, uluslararası kabul görmüş tahkim ilkelerini yansıtmakta ve usul esnekliği ile hukuki güvenliği birlikte sağlamayı amaçlamaktadır.
Türkiye’de tahkim hukukunun en belirgin özelliklerinden biri, taraf iradesine tanınan geniş serbestidir. Taraflar; hakem sayısını, izlenecek usulü, tahkim dilini ve uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukuku kural olarak serbestçe belirleyebilir. Türk mahkemelerinin tahkim sürecine müdahalesi ise son derece sınırlıdır ve yalnızca hakemlerin reddi, geçici hukuki koruma tedbirleri veya hakem kararının iptali gibi kanunda açıkça sayılan hâllerle sınırlı tutulmuştur. Bu sınırlı yargısal denetim, Türkiye’de tahkimi, klasik mahkeme yargılamasından ayıran temel unsurlardan biridir.
Tahkim bakımından bir uyuşmazlık; tarafların farklı ülkelerde yerleşik olması, borcun yurt dışında ifa edilecek olması veya sermaye hareketlerinin Türkiye dışından kaynaklanması gibi yabancılık unsurları içerdiğinde “uluslararası” nitelik kazanır. Uygulamada yabancı ortaklı şirketler, sınır aşan ticari sözleşmeler ve uluslararası yatırım projelerinden doğan birçok uyuşmazlık, Türkiye’de uluslararası ticari tahkim kapsamına girmektedir. Usulüne uygun şekilde yapılandırıldığında tahkim, özellikle tarafsızlık ve öngörülebilirlik arayan taraflar için, devlet mahkemelerine kıyasla güvenilir ve icra kabiliyeti yüksek bir alternatif sunar.
Türkiye’de Tahkimi Düzenleyen Hukuki Çerçeve
Türkiye’de tahkimi düzenleyen hukuki çerçeve, iç mevzuat ile taraf olunan uluslararası sözleşmelerin birlikte uygulanmasına dayanmaktadır. Bu yapı, yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıkların çözümünde öngörülebilir ve tahkim dostu bir ortam sunmaktadır. Türkiye’de uluslararası tahkimin temel yasal dayanağı, Türk uygulamasını uluslararası tahkim standartlarıyla uyumlu hâle getirmek amacıyla yürürlüğe konulan 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunudur. Uygulanabilir olduğu hâllerde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu da tamamlayıcı nitelikte rol oynamakta; özellikle Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda açıkça düzenlenmeyen konularda devreye girmektedir.
4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu
4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlenmesi hâlinde veya tarafların açık iradeleriyle bu Kanun’un uygulanmasını kararlaştırmaları durumunda uygulanır. Kanun; tahkim anlaşmasının geçerliliği ve kapsamı, hakemlerin atanması ve reddi, tahkim yargılamasının yürütülmesi, geçici hukuki koruma tedbirleri ile hakem kararlarının iptali gibi tahkim sürecinin temel unsurlarını ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Kanun’un en belirgin özelliklerinden biri, mahkemelerin tahkim sürecine müdahalesini açıkça tanımlanmış ve istisnai hâllerle sınırlamasıdır.
Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında hakem kararlarının iptali sebepleri dar yorumlanmakta olup, bu sebepler büyük ölçüde uluslararası tahkim standartlarıyla paralellik göstermektedir. Yetkisizlik, adil yargılanma hakkını etkileyen usul hataları veya kamu düzenine aykırılık gibi sınırlı iptal nedenleri, Türkiye’de tahkim hukukunda hukuki güvenliği güçlendirmekte ve tahkime duyulan güveni artırmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Rolü
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, esas itibarıyla iç tahkime uygulanmakla birlikte, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda açık bir düzenleme bulunmayan hâllerde uluslararası tahkim bakımından da gündeme gelebilir. Bu gibi durumlarda, Türk hukukuna özgü genel usul ilkeleri, özellikle geçici hukuki koruma tedbirleri veya delillere ilişkin meselelerde mahkemelerin yaklaşımına yön verebilmektedir.
Türkiye’nin Taraf Olduğu Uluslararası Tahkim Sözleşmeleri
Türkiye, uluslararası tahkim alanındaki en önemli sözleşmelerin tarafıdır. Bu kapsamda özellikle Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında New York Sözleşmesi ile ICSID Sözleşmesi, Türkiye’de veya Türkiye aleyhine verilen hakem kararlarının farklı ülkelerde icra edilebilirliğini güvence altına almaktadır. Söz konusu uluslararası düzenlemeler, Türkiye’de uluslararası tahkimi, sınır aşan ticari uyuşmazlıklar bakımından güvenilir ve etkin bir uyuşmazlık çözüm mekanizması hâline getirmektedir.
Uluslararası Ticari Tahkime Konu Olan Yaygın Uyuşmazlık Türleri
Türkiye’de uluslararası ticari tahkim, en sık olarak yabancılık unsuru içeren, uzun vadeli ve yüksek meblağlı ticari ilişkilerden doğan uyuşmazlıklarda tercih edilmektedir. Bu tür uyuşmazlıklar genellikle tarafsızlık, uzmanlık ve farklı ülkelerde icra edilebilirlik gibi unsurların büyük önem taşıdığı karmaşık sözleşmesel yapılara dayanmaktadır. Türk mahkemelerinin geçerli tahkim anlaşmalarına kural olarak saygı göstermesi, Türkiye ile bağlantılı birçok uluslararası sözleşmede tahkimi standart bir uyuşmazlık çözüm yöntemi hâline getirmiştir.
Türkiye’de tahkime götürülen uyuşmazlıkların önemli bir kısmı ticari ve şirketler hukukuna ilişkindir. Ortaklar arası uyuşmazlıklar, joint venture anlaşmazlıkları, pay devrine ilişkin ihtilaflar ve pay sahipleri sözleşmelerinin ihlalinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, özellikle yabancı yatırımcıların taraf olduğu durumlarda sıklıkla tahkim yoluyla çözümlenmektedir. Bu tür uyuşmazlıklarda tahkimin tercih edilmesinde, gizlilik imkânı sağlaması ve şirketler ile ticaret hukuku alanında uzman hakemlerin atanabilmesi önemli rol oynamaktadır.
İnşaat ve altyapı projeleri, Türkiye’de uluslararası tahkim uygulamasının yoğunlaştığı bir diğer önemli alandır. EPC sözleşmeleri, FIDIC esaslı sözleşmeler, gecikmeler, maliyet artışları ve inşaat sözleşmelerinin feshi gibi konulardan doğan uyuşmazlıklar sıklıkla tahkime konu edilmektedir. Bu uyuşmazlıkların teknik niteliği ve proje paydaşlarının çoğu zaman uluslararası yapıda olması, tahkimi yerel mahkemelere kıyasla daha uygun bir uyuşmazlık çözüm yolu hâline getirmektedir.
Bunun yanı sıra Türkiye’de tahkim, enerji projeleri, dağıtım ve acentelik sözleşmeleri ile sınır aşan tedarik sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda da yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle yenilenebilir enerji ve doğal kaynaklar alanındaki yatırımlar, yabancı sermaye ve uzun vadeli taahhütler içermesi nedeniyle tahkimi hukuki risklerin yönetiminde vazgeçilmez bir araç hâline getirmektedir. Benzer şekilde, münhasır dağıtım, franchise ve acentelik ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar da sınır aşan nitelikleri ve icra kabiliyeti yüksek sonuçlara duyulan ihtiyaç nedeniyle sıklıkla uluslararası tahkim yoluyla çözümlenmektedir.
Türkiye’de Tahkim Usulü
Türkiye’de uluslararası tahkim yargılaması, büyük ölçüde taraf iradesine dayanmaktadır. Taraflar; hakem sayısını, tahkim dilini, uygulanacak usul kurallarını ve maddi hukuku, temel adil yargılanma ilkelerine uyulmak kaydıyla serbestçe belirleyebilir. Uygulamada tahkim süreci genellikle yetki ve usule ilişkin bir ön değerlendirme ile başlar. Bu aşamada geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunup bulunmadığı, uyuşmazlığın bu anlaşmanın kapsamına girip girmediği ve hakem heyetinin yetkisini etkileyebilecek itirazların mevcut olup olmadığı ele alınır.
Yargılamanın başlatılmasının ardından hakem heyeti oluşturulur. Hakemlerin atanması, yargılamanın seyri ve nihai kararın kalitesi üzerinde doğrudan etkili olması nedeniyle sürecin en kritik aşamalarından biridir. Hakem heyetinin teşekkülünden sonra, taraflar ve hakemler arasında yapılan ilk toplantı veya usul takvimi aracılığıyla yazılı beyanların sunulacağı süreler, deliller ve duruşmalar planlanır.
Esasa ilişkin inceleme aşaması, genellikle belgeye dayalı yazılı beyanlar, tanık ifadeleri ve gerekli hâllerde bilirkişi raporları ile yürütülür. Duruşmalar, tarafların mutabakatı ve hakem heyetinin takdiri doğrultusunda fiziken veya çevrim içi olarak gerçekleştirilebilir. Yargılama sürecinde, özellikle malvarlığının korunması, delillerin muhafazası veya acil sözleşmesel sorunlar bakımından geçici hukuki koruma tedbirleri gündeme gelebilir. Türk mahkemeleri, sınırlı hâllerde destekleyici tedbirler sağlayabilmekle birlikte, usul yönetimi esas itibarıyla hakem heyetinin yetkisindedir.
Tahkim süreci, hakem kararı ile sona erer. Türkiye’de tahkim hukuku kapsamında verilen hakem kararları bağlayıcıdır ve sınırlı bir yargısal denetime tabidir. Uygulamada asıl önemli olan, yalnızca lehe bir karar elde etmek değil; aynı zamanda yargılamanın, özellikle kararın Türkiye’de veya yurt dışında tanınması ve tenfizi söz konusu olduğunda, icra edilebilirliği destekleyecek şekilde yürütülmüş olmasıdır.
Türkiye’de Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi
Hakem kararlarının tanınması ve tenfizi, Türkiye’de uluslararası tahkimin en kritik aşamalarından biridir. Bir tahkim yargılaması ne kadar usulüne uygun ve başarılı şekilde yürütülmüş olursa olsun, ortaya çıkan hakem kararının ticari değeri, karşı tarafın malvarlığı üzerinde etkin biçimde icra edilip edilememesine bağlıdır. Türk hukuku, hakem kararlarını yerli ve yabancı hakem kararları olarak ayırmakta; kararın verildiği yere göre farklı hukuki rejimler uygulamaktadır.
İlgili makale: Türkiye’de yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi
Türkiye’de verilen hakem kararları, sınırlı bazı şekli şartların yerine getirilmesi kaydıyla, kural olarak kesinleşmiş mahkeme kararları gibi icra edilebilir niteliktedir. Buna karşılık, yabancı hakem kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi için öncelikle Türk mahkemeleri nezdinde tanıma ve tenfiz davası açılması gerekmektedir. Bu süreç, Türkiye’nin taraf olduğu Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında New York Sözleşmesi başta olmak üzere, Türk milletlerarası özel hukuk mevzuatı hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. Uygulamada Türk mahkemeleri, şekli şartların sağlanması ve açık bir ret sebebinin bulunmaması hâlinde, genel olarak tenfiz lehine bir yaklaşım benimsemektedir.
İlgili makale: Türkiye’de yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi
Türk mahkemelerinin tanıma veya tenfizi reddedebileceği sebepler, sınırlı sayıda olup dar yorumlanmaktadır. Bu sebepler arasında geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunmaması, savunma hakkının ihlali, usule uygun tebligat yapılmaması, uyuşmazlığın tahkime elverişli olmaması veya Türk kamu düzenine açık aykırılık yer almaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki Türk mahkemeleri, hakem kararının esasına girmez; hakem heyetinin maddi veya hukuki değerlendirmelerini yeniden incelemez.
Uygulama bakımından, tenfiz ihtimali tahkim sürecinin çok erken aşamalarında dikkate alınmalıdır. Kötü kaleme alınmış tahkim şartları, usule ilişkin eksiklikler veya kararın gerekçelendirilmesindeki zafiyetler, ilerleyen aşamada tanıma ve tenfiz sürecinde ciddi engeller doğurabilir. Bu nedenle Türkiye’de uluslararası tahkime taraf olan kişi ve şirketler, hukuki stratejilerini yalnızca lehe bir hakem kararı almak üzerine değil, aynı zamanda bu kararın fiilen ve etkin şekilde icra edilebilmesini sağlayacak biçimde kurgulamaktadır.
Tahkim Avukatı ile Çalışmanın Önemi
Her ne kadar Türkiye’de uluslararası tahkim, modern ve tahkim dostu bir hukuki çerçeve ile destekleniyor olsa da, sürecin etkinliği büyük ölçüde stratejik ve usule ilişkin yönetimine bağlıdır. Tahkim, yalnızca mahkeme yargılamasına alternatif bir yol değil; yetki sorunlarının, usul tercihlerinin ve tenfiz planlamasının en baştan ele alınması gereken teknik bir süreçtir. Bu durum, özellikle yabancı şirketler ve yatırımcılar bakımından, Türkiye’de deneyimli bir tahkim avukatıyla sürecin erken aşamasında çalışmayı son derece önemli hâle getirmektedir.
Tahkimde karşılaşılan en yaygın risklerden biri, sözleşme aşamasında ortaya çıkar. Kötü düzenlenmiş tahkim şartları, tahkim yeri veya uygulanacak hukuk bakımından belirsizlikler ya da çelişkili uyuşmazlık çözüm hükümleri, yetki itirazlarına yol açarak süreci geciktirebilir veya tamamen işlevsiz hâle getirebilir. Bu aşamada bir tahkim avukatının rolü, uyuşmazlık çözüm maddesinin geçerli, uygulanabilir ve tarafların ticari hedefleriyle uyumlu olmasını sağlamaktır. Uyuşmazlık doğduktan sonra ise hukuki danışmanlık, tahkimin en uygun yol olup olmadığının ve paralel hukuki imkânların değerlendirilmesi açısından kritik önem taşır.
Hakem yargılamasının yürütülmesinin ötesinde, tahkim stratejisinin en önemli unsurlarından biri, hakem kararından sonraki süreçtir. Uygulamada lehe bir hakem kararı, alacağın otomatik olarak tahsil edilmesi anlamına gelmez. Kararın tanınmasının ardından uyuşmazlık çoğu zaman Türk icra ve iflas hukuku hükümlerine tabi bir alacak tahsili sürecine dönüşür. Bu aşamada malvarlığının tespiti, ihtiyati haciz veya diğer koruyucu tedbirler ile zamanlama belirleyici hâle gelir. Tahkim sırasında alınan usule ilişkin kararlar, sonraki icra sürecinin etkinliğini doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenlerle, Türkiye’de bir tahkim avukatıyla çalışmak, yalnızca hakem heyeti önünde temsil edilmekle sınırlı değildir. Sözleşme hazırlığı, tahkim yargılaması, tanıma ve tenfiz süreçleri ile alacağın fiilen tahsil edilmesini kapsayan bütüncül bir hukuki yaklaşımı gerektirir. Bu entegre bakış açısı, özellikle sınır aşan uyuşmazlıklarda hayati öneme sahiptir; zira sürecin başında yapılan hatalar çoğu zaman ancak tenfiz aşamasında ortaya çıkmakta ve geri dönülmesi güç sonuçlar doğurabilmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Sonuç
Türkiye’de uluslararası tahkim, yabancı yatırımcılar ve uluslararası şirketler için uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde güvenilir ve etkin bir mekanizma sunmaktadır. Türk tahkim mevzuatı, büyük ölçüde uluslararası standartlarla uyumlu olmakla birlikte, tahkimin başarısı yalnızca mevzuatın varlığına değil, sürecin nasıl kurgulandığına ve uygulandığına da bağlıdır. Tahkim şartının kaleme alınmasından yargılamanın yürütülmesine, hakem kararının tanınması ve tenfizine kadar her aşamada yapılacak hatalar, esasen haklı bir talebin dahi sonuçsuz kalmasına yol açabilir. Bu nedenle Türkiye ile bağlantılı uyuşmazlıklarda tahkime başvururken, süreci yalnızca bir yargılama yöntemi olarak değil, bütüncül bir hukuki strateji olarak ele almak ve erken aşamada hukuki destek almak, icra edilebilir ve ticari anlamda sonuç doğuran bir karar elde edilmesinde belirleyici rol oynar.
Konu hakkındaki sorularınız ve profesyonel destek almak için info@paldimoglu.av.tr veya telefon numaramız üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
