Türkiye, uluslararası akreditasyona sahip sağlık kuruluşları, deneyimli hekim kadroları ve rekabetçi tedavi maliyetleri sayesinde sağlık turizmi alanında dünyanın önde gelen destinasyonlarından biri hâline gelmiştir. Her yıl milyonlarca yabancı hasta; estetik cerrahi, diş tedavileri, tüp bebek uygulamaları ve ileri düzey tıbbi müdahaleler için Türkiye’ye gelmekte, bu durum Türkiye’de sağlık turizmi sektörünü küresel ölçekte güçlü bir konuma taşımaktadır. Bu sürdürülebilir talep, aynı zamanda sağlık turizmi şirketi kurmak isteyen yatırımcılar açısından önemli bir ticari fırsat yaratmaktadır.
Bununla birlikte, sağlık turizmi, Türk hukuku bakımından sıradan bir hizmet faaliyeti olarak kabul edilmemektedir. Sağlık turizmi şirketi nasıl kurulur, hangi lisansların alınması gerekir, ödeme ve faturalandırma yapısı nasıl oluşturulmalıdır ve hastaneler ile kliniklerle kurulacak sözleşmesel ilişkiler nasıl düzenlenmelidir gibi hususlar sıkı bir mevzuat denetimine tabidir. Sadece şirket kurulumu ile gerekli sağlık turizmi yetki belgesi ve idari izinler alınmaksızın pazara giren yabancı yatırımcılar; lisans başvurularının reddi, idari yaptırımlar veya faaliyetin durdurulması gibi ciddi hukuki risklerle karşılaşabilmektedir. Bu makale, sağlık turizmi şirketi nasıl kurulur sorusuna hukuki bir perspektiften yaklaşarak, şirket kuruluşu sürecinde dikkate alınması gereken düzenleyici çerçeveyi ve uyum risklerini ele almaktadır.
Sağlık Turizmi Nedir?
Sağlık turizmi nedir sorusu, kişilerin sağlık hizmeti almak amacıyla kendi ülkeleri dışında bulunan bir ülkede tedavi görmesini ve bu amaçla seyahat etmesini ifade eden bir faaliyeti tanımlar. Günümüzde sağlık turizmi nedir denildiğinde yalnızca tıbbi tedaviler değil; cerrahi işlemler, diş sağlığı hizmetleri, rehabilitasyon uygulamaları, termal tedaviler ve koruyucu sağlık programları da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Türkiye’de sağlık turizmi, sağlık hizmetinin sunulmasının yanı sıra tedavi sürecinin planlanması, hasta organizasyonu, konaklama ve ulaşım gibi destekleyici hizmetleri de içeren, kamu otoriteleri tarafından düzenlenen ve denetlenen bir sektör olarak kabul edilmektedir. Bu alanda faaliyet gösteren sağlık turizmi şirketleri ise sağlık hizmetini doğrudan sunan kuruluşlar olmayıp, yabancı hastalar ile yetkili hastane ve klinikler arasında koordinasyonu sağlayan aracı yapılar olarak faaliyet göstermektedir.
Türkiye’de faaliyet gösteren bir sağlık turizmi şirketi, yabancı hastalar ile ruhsatlı hastaneler veya klinikler arasında köprü görevi görür. Bu şirketlerin faaliyet alanı; hasta temini, randevu organizasyonu, tedavi sürecinin lojistik planlaması, tercüme hizmetleri, konaklama organizasyonu ve tedavi sonrası takip gibi tıbbi olmayan hizmetlerle sınırlıdır. Tıbbi müdahaleler ve tedavi hizmetleri ise yalnızca Türk sağlık mevzuatı uyarınca yetkilendirilmiş sağlık kuruluşları tarafından sunulabilir. Bir sağlık turizmi şirketinin doğrudan tedavi sunması veya tıbbi kararlara müdahale etmesi, açık bir mevzuat ihlali teşkil eder.
Uyum açısından bakıldığında, Türk idare makamları tıbbi hizmetler ile sağlık turizmi faaliyetlerini net bir biçimde birbirinden ayırmaktadır. Hastaneler ve klinikler sağlık mevzuatına tabi iken, sağlık turizmi şirketleri; ticari işletmeler hukuku, sağlık turizmi düzenlemeleri ve tüketicinin korunmasına ilişkin mevzuatın birlikte uygulandığı karma bir hukuki rejime tabidir. Bu nedenle Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurmak, yalnızca standart bir şirket kuruluşu işlemiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda sektöre özgü yetkilendirme ve sürekli mevzuata uyum yükümlülüklerini de içerir.
Bu hukuki ayrım, geçmişte yaygın olarak kullanılan gayriresmî yönlendirme modellerinin neden artık kabul edilemez olduğunu da açıklamaktadır. Önceki yıllarda bazı kişi ve yapılar, kurumsal bir yapı oluşturmaksızın veya gerekli izinleri almaksızın sağlık turizmi yapmak suretiyle faaliyet göstermekteydi. Güncel mevzuat kapsamında bu tür uygulamalar hukuka aykırı kabul edilmektedir. Sağlık turizmi faaliyetleri, yalnızca usulüne uygun şekilde kurulmuş, yetkilendirilmiş ve şeffaf biçimde faaliyet gösteren bir sağlık turizmi şirketi aracılığıyla yürütülmelidir.
Sağlık Turizmi Çeşitleri
Sağlık turizmi çeşitleri, sunulan hizmetin kapsamına ve yabancı hastaların seyahat amacına göre farklı alt başlıklar altında değerlendirilmektedir. Türkiye’de sağlık turizmi denildiğinde ilk akla gelen alan, tıbbi tedavi odaklı sağlık turizmidir. Bu kapsamda estetik ve plastik cerrahi, diş tedavileri, saç ekimi, ortopedik cerrahi, kardiyoloji, onkoloji ve tüp bebek uygulamaları öne çıkmaktadır. Bu tür sağlık turizmi faaliyetlerinde sağlık turizmi şirketleri, tedavi sürecinin tıbbi yönünü üstlenmez; yalnızca yabancı hastalar ile yetkili hastane ve klinikler arasındaki organizasyonu ve koordinasyonu sağlar.
Sağlık turizmi çeşitleri arasında yer alan bir diğer önemli alan ise termal ve rehabilitasyon odaklı sağlık turizmidir. Termal kaplıcalar, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri, yaşlı ve bakım hizmetleri ile kronik hastalıklara yönelik destekleyici uygulamalar bu grupta yer almaktadır. Türkiye’nin zengin jeotermal kaynakları, termal sağlık turizmini özellikle uzun süreli tedavi ve iyileşme süreçleri bakımından cazip kılmaktadır. Bu alanda faaliyet gösteren sağlık turizmi şirketlerinin rolü; tesis seçimi, konaklama organizasyonu ve hasta yönlendirme hizmetleri ile sınırlı olup, doğrudan tedavi sunumu söz konusu değildir.
Üçüncü grubu oluşturan sağlık turizmi çeşitleri ise koruyucu sağlık ve wellness odaklı faaliyetlerdir. Check-up programları, sağlıklı yaşam paketleri, beslenme ve yaşam tarzı danışmanlığı ile spa ve medikal wellness uygulamaları bu kapsamda değerlendirilmektedir. Her ne kadar bu hizmetler vücuda müdahale içermese de, sağlıkla doğrudan bağlantılı olmaları nedeniyle mevzuat bakımından dikkatli bir yapılandırma gerektirir. Türkiye’de sağlık turizmi şirketleri, bu alanda faaliyet gösterirken de hizmet kapsamını açık şekilde tanımlamak ve sağlık hizmeti sunucusu gibi konumlanmaktan kaçınmak zorundadır.
Sağlık Turizmi Nasıl Yapılır?
Türkiye, hasta sayısı ve sunulan hizmet çeşitliliği bakımından sağlık turizmi alanında dünya çapında lider ülkeler arasında yer almaktadır. Her yıl milyonlarca uluslararası hastanın Türkiye’de tedavi görmesi, Türkiye’de sağlık turizmi faaliyetlerinin artık niş bir alan olmaktan çıkıp kurumsallaşmış bir sektör hâline geldiğini göstermektedir.
Bu başarının temel nedenlerinden biri, Türkiye’nin sunduğu maliyet–kalite avantajıdır. Batı Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık ile karşılaştırıldığında, tıbbi tedaviler çoğu zaman %40 ila %70 oranında daha düşük maliyetlerle sunulmakta; buna karşın benzer tıbbi standartlar korunmaktadır. Estetik cerrahi, diş tedavileri, saç ekimi ve ortopedik müdahaleler gibi yüksek talep gören alanlarda, uluslararası eğitim almış hekimler modern tıbbi altyapı ile hizmet vermektedir. Bu durum, sağlık turizmi yapmak isteyen yatırımcılar açısından Türkiye’yi cazip kılmaktadır.
Türkiye’nin güçlü sağlık altyapısı da bu konumu pekiştirmektedir. Ülke genelinde yabancı hastalara hizmet veren yüzlerce ruhsatlı özel hastane ve klinik bulunmakta; bunların önemli bir kısmı uluslararası akreditasyonlara sahiptir. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirler, ulaşım ağı, konaklama kapasitesi ve çok dilli hizmet sağlayıcılarıyla sağlık turizmi şirketleri için bölgesel merkezler hâline gelmiştir. Bu ekosistem, Türkiye’de sağlık turizmi faaliyetlerinin büyük ölçekli ve sistemli biçimde yürütülmesine imkân tanımaktadır.
Coğrafi konum da belirleyici bir faktördür. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya dört saatlik uçuş mesafesinde bulunan Türkiye, pek çok ülke vatandaşı için esnek vize uygulamaları sunmaktadır. Bu erişilebilirlik, sağlık turizmi danışmanlık şirketleri ve yetkili aracı kuruluşlar açısından daha yüksek talep ve daha geniş bir uluslararası müşteri portföyü anlamına gelmektedir.
Sağlık turizminin büyümesiyle birlikte, sektör Türk kamu politikaları açısından stratejik bir alan hâline gelmiş ve yoğun yabancı yatırım çekmiştir. Ancak artan uluslararası görünürlük, aynı zamanda daha sıkı bir idari denetimi de beraberinde getirmiştir. Günümüzde idare, sağlık turizmi şirketi kurmak, sağlık turizmi sertifikası nasıl alınır ve faaliyetlerin nasıl yürütüldüğü konularını yakından denetlemekte; bu da şirket kuruluşu, yetkilendirme ve mevzuata tam uyumun, Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir sağlık turizmi faaliyeti yürütmenin temel şartı olduğunu göstermektedir.
Sağlık Turizmi Şirketi Kurmak
Sağlık turizmi şirketi kurmak sürecinde şirket türünün doğru belirlenmesi, en kritik hukuki kararlardan biridir. Seçilecek şirket tipi; lisans alınabilirliği, vergisel yükümlülükler, yönetim yapısı ve işletmenin uzun vadeli ölçeklenebilirliği üzerinde doğrudan etkilidir. Türk hukukunda birden fazla şirket türü bulunmakla birlikte, her yapı Türkiye’de sağlık turizmi faaliyeti yürütmek için eşit derecede uygun değildir.
Yabancı yatırımcılar bakımından tercih genellikle Limited Şirket ile Anonim Şirket arasında yapılmaktadır. Her iki şirket türü de hukuki ve pratik açıdan farklı sonuçlar doğurur. Özellikle sağlık turizmi gibi düzenlemeye tabi ve kamu otoriteleri tarafından yakından denetlenen bir sektörde, şirketin şeffaflığı, kurumsal yapısı ve mevzuata uyum kapasitesi büyük önem taşır.
Limited Şirket
Limited şirket, özellikle yabancı girişimciler ve uluslararası acenteler açısından Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurmak için en sık tercih edilen şirket türüdür. Türk hukukunda limited şirket kuruluşu, tek ortakla veya birden fazla ortakla yapılabilmekte olup, şirket %100 yabancı sermayeli olarak faaliyet gösterebilir. Şirket kuruluşu bakımından Türk ortak bulundurma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Uygulamada limited şirketler; düşük asgari sermaye gereksinimi, daha sade bir kurumsal yönetim yapısı ve tek müdür ile yönetilebilme imkânı sayesinde önemli avantajlar sunar. Bu yapı, özellikle sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren ve esas itibarıyla hasta organizasyonu, pazarlama, koordinasyon ve destek hizmetleri sunan şirketler için uygundur. Tıbbi hizmet sunmayan, aracı nitelikteki sağlık turizmi şirketleri bakımından limited şirket modeli pratik ve etkin bir çözüm sağlar.
Sağlık turizmi yetkilendirme sürecinde, limited şirketler idare tarafından yaygın şekilde kabul edilmektedir. Şirket ana sözleşmesinin mevzuata uygun biçimde düzenlenmesi ve faaliyet konularının doğru şekilde belirlenmesi hâlinde, limited şirket Türkiye’de sağlık turizmi mevzuatına tam uyumlu olarak faaliyet gösterebilir. Bu nedenle maliyet, mevzuata uyum ve kuruluş süresi bakımından değerlendirildiğinde, limited şirket yabancı yatırımcılar açısından en dengeli seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Anonim Şirket
Anonim şirket, daha yüksek yatırım hacmi, birden fazla kurumsal ortak veya uzun vadeli büyüme hedefleri bulunan projelerde tercih edilebilecek bir şirket türüdür. Birleşme, devralma, yatırım turları veya dış finansman planları bulunan yapılarda anonim şirket daha kurumsal bir çerçeve sunar.
Bununla birlikte, Türkiye’de anonim şirket kurulumu, limited şirkete kıyasla daha yüksek kuruluş ve işletme maliyetleri, daha sıkı kurumsal yönetim yükümlülükleri ve daha karmaşık raporlama süreçleri doğurmaktadır. Her ne kadar anonim şirketler de hukuken sağlık turizmi şirketi olarak faaliyet gösterebilse de, aracı hizmet sunan çoğu sağlık turizmi işletmesi açısından özellikle ilk kuruluş aşamasında bu yapı genellikle gerekli değildir.
Bu nedenle anonim şirketler, çoğunlukla temel şirket kuruluşu ihtiyacının ötesinde açık bir stratejik gerekçe bulunduğu hâllerde tercih edilmektedir.
Yabancılar %100 Sahiplikte Sağlık Turizmi Şirketi Kurabilir mi?
Evet, Türk hukuku uyarınca yabancı gerçek kişiler ve yabancı tüzel kişiler, Türkiye’de sağlık turizmi şirketinin %100’üne sahip olabilir. Şirket kuruluşu ve faaliyetlerin yürütülmesi bakımından Türk ortak, hissedar veya temsilci bulundurma zorunluluğu yoktur. Bu ilke, sağlık turizmi şirketleri, sağlık turizmi işletmeleri ve diğer hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler bakımından eşit şekilde uygulanmaktadır.
Türkiye’nin yabancı yatırımlara ilişkin hukuki rejimi, eşit muamele ilkesi esasına dayanır. Bu kapsamda yabancı yatırımcılar, Türk vatandaşlarıyla aynı koşullar altında şirket kurabilir ve faaliyet gösterebilir. Dolayısıyla Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu, tamamen yabancı sermayeli olarak gerçekleştirilebilir; şirket yabancı müdürler tarafından yönetilebilir ve yurt dışından finanse edilebilir. Ancak bu serbestlik, sektöre özgü düzenlemelere tam uyum sağlanması şartına bağlıdır. Öte yandan yabancı tüzel kişi ortaklı şirket kuruluşu da mümkündür.
Yabancıların Türkiye'de şirket kurması Türkiye’ye fiziken gelmeden de mümkündür. Usulüne uygun şekilde düzenlenmiş bir vekaletname aracılığıyla şirket kuruluşu, vergi kayıtları ve ticaret sicili işlemleri uzaktan tamamlanabilir. Bu durum, Türkiye’de sağlık turizmi pazarına hızlı ve etkin biçimde girmek isteyen yatırımcılar açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.
Bununla birlikte, %100 yabancı sahiplik, şirketi mevzuata uyum yükümlülüklerinden muaf kılmaz. Türkiye’de sağlık turizmi mevzuatı, pay sahiplerinin milliyetine bakılmaksızın lisanslama, bildirim ve denetim yükümlülükleri öngörmektedir. İdare, şirketin ortaklık yapısından ziyade; kurumsal yapılanmasını, operasyonel kapasitesini ve sağlık kuruluşlarıyla kurduğu sözleşmesel ilişkileri esas alarak değerlendirme yapmaktadır.
Yabancı yatırımcılar bakımından esas mesele, %100 sahipliğin mümkün olup olmadığı değil—ki mümkündür—şirketin en baştan doğru şekilde yapılandırılıp yapılandırılmadığıdır. Ana sözleşmenin hatalı düzenlenmesi, faaliyet konularının yanlış belirlenmesi veya sağlık turizmi yetki belgesi başvurularının eksik hazırlanması; faaliyetin gecikmesine ya da başvuruların reddine yol açabilmektedir. Bu nedenle uygulamada, Türkiye’de şirket kuruluşu, çoğu zaman lisanslama stratejisiyle birlikte ve eş zamanlı olarak planlanmaktadır.
Türkiye’de Sağlık Turizmi Şirketlerinin Vergilendirilmesi
Türkiye’de sağlık turizmi şirketlerinin vergilendirilmesi, genel kurumlar vergisi esaslarına tabi olmakla birlikte, sektörün düzenlemeye tabi niteliği nedeniyle vergi idaresi gelirlerin nasıl elde edildiğini ve nasıl sınıflandırıldığını yakından incelemektedir. Sağlık turizmi şirketleri, koordinasyon, organizasyon ve danışmanlık gibi aracı hizmetlerden elde ettikleri ticari kazançlar üzerinden vergilendirilir.
Türkiye’de sağlık turizmi şirketlerinin vergilendirilmesinde en hassas konulardan biri, aracı hizmet gelirleri ile tıbbi tedavi gelirleri arasındaki ayrımdır. Sağlık turizmi şirketleri sağlık hizmeti sunucusu değildir ve tıbbi işlemlerden doğrudan gelir elde ediyormuş gibi görünmemelidir. Bu şirketlerin gelirleri, genel kural olarak %25 oranında kurumlar vergisine tabidir. Ayrıca, aracı hizmetlerin yapısına ve faturalandırma biçimine bağlı olarak %20 oranında katma değer vergisi (KDV) gündeme gelebilir. Ödeme akışları, faturalar veya sözleşmeler; koordinasyon hizmetleri ile tıbbi tedavi arasındaki hukuki sınırı belirsiz hâle getirirse, vergi idaresi gelirleri yeniden nitelendirebilir. Bu durum yalnızca ek vergi tarhiyatlarına değil, aynı zamanda idari ve düzenleyici sonuçlara da yol açabilir. Uygulamada pek çok uyuşmazlık, verginin hiç ödenmemesinden değil, hizmetlerin hukuki niteliğinin şirket kuruluşu aşamasında yanlış tanımlanmasından kaynaklanmaktadır.
Kârlılık açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da, yeniden yatırıma yönlendirilen kazançların, vergilendirilebilir bir kâr oluşmaması hâlinde vergilendirilmemesidir. Gelirlerin; pazarlama giderleri, personel maliyetleri, hizmet bedelleri ve sözleşmesel ödemeler gibi meşru işletme giderleri ile tamamen dengelenmesi durumunda, şirket hukuka uygun biçimde vergilendirilebilir kâr beyan etmeyebilir. Bu hâlde ilgili dönem için fiilî kurumlar vergisi yükü %0 olabilir. Bu durum bir vergi istisnası değil, Türk vergi hukukunda giderlerin doğru şekilde kaydedilmesinin doğal bir sonucudur. Ancak tıbbi gelirlerin yapay biçimde başka kalemlere kaydırılması veya gerçek bir ticari gerekçe olmaksızın kârın bastırılması, şeklin değil özün esas alınması ilkesi kapsamında idare tarafından kolaylıkla eleştirilebilir.
Sağlık Turizmi Şirketlerinde Çalışanlar ve Personel Yapısı
Personel yapısı, Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu sürecinde çoğu zaman göz ardı edilen bir unsur olmakla birlikte, hem lisanslama hem de sürekli mevzuata uyum açısından kritik öneme sahiptir. Sağlık turizmi şirketlerinden, aracı rollerini ve operasyonel kapasitelerini yansıtan makul bir organizasyon yapısı kurmaları beklenir. İdare, yüksek sayıda personel şartı aramaz; ancak şirketin uluslararası hasta süreçlerini güvenli ve etkin biçimde yönetebilecek yeterli ve nitelikli personeli bulunup bulunmadığını değerlendirir.
Bu noktada temel hukuki mesele, idari koordinasyon faaliyetleri ile tıbbi hizmet sunumu arasındaki ayrımdır. Türkiye’de sağlık turizmi şirketi çalışanları; hasta koordinasyonu, randevu organizasyonu, tercüme hizmetleri ve lojistik destek gibi tıbbi olmayan görevleri yerine getirebilir. Buna karşılık, tıbbi tavsiyede bulunmaları, tedaviye ilişkin kararlar almaları veya kendilerini sağlık mesleği mensubu gibi tanıtmaları kesinlikle yasaktır. İş tanımları ile fiilî uygulamalar arasındaki bu sınırın aşılması hâlinde, şirketin hukuki yapısından bağımsız olarak idari denetim ve yaptırımlar gündeme gelebilir.
Yabancı yatırımcıların ayrıca, yabancı uyruklu personel istihdamında yabancı çalışma izni yükümlülüklerini dikkate almaları gerekir. Yabancı yöneticiler veya koordinatörler için gerekli çalışma izinlerinin alınmaması, idari para cezalarına ve şirketin lisanslı statüsünün riske girmesine neden olabilir. Hukuki açıdan bakıldığında, sağlık turizmi sektöründe istihdam uyumu, yalnızca bir insan kaynakları meselesi olmayıp; lisanslama, denetimler ve şirketin sağlık kuruluşları ile kamu otoriteleri nezdindeki güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılıdır.
Veri Koruma ve Hasta Gizliliğine İlişkin Yükümlülükler
Sağlık turizmi şirketleri, yabancı hastalara ait kişisel verileri kaçınılmaz olarak işlemektedir. Bu veriler arasında sağlık durumuna, uygulanan tedavilere ve tıbbi geçmişe ilişkin bilgiler de yer almakta olup, Türk hukuku bakımından özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kişisel verilerin korunması, Türkiye’de faaliyet gösteren her sağlık turizmi şirketi açısından tali bir idari yükümlülük değil, temel bir hukuki zorunluluktur.
Sağlık turizmi şirketleri, hasta koordinasyonu sürecinde topladıkları ve yönettikleri veriler bakımından veri sorumlusu sıfatını taşır. Bu kapsamda; iletişim bilgileri, pasaport verileri, tedavi planlaması amacıyla paylaşılan tıbbi kayıtlar ve yazışma kayıtları kişisel veri olarak işlenmektedir. Kişisel Verilerin Korunması mevzuatı uyarınca, bu verilerin hukuka uygun amaçlarla, ölçülülük ilkesine uygun biçimde ve gerekli idari ve teknik tedbirler alınarak işlenmesi zorunludur. Sağlık turizmi bağlamında idare, hasta verilerinin yalnızca yetkili sağlık kuruluşlarıyla ve yalnızca meşru tedavi amaçlarıyla paylaşılıp paylaşılmadığını özellikle denetlemektedir.
Veri koruma kurallarına uyulmaması, sağlık turizmi şirketleri açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. İdari para cezaları, veri işleme faaliyetlerinin kısıtlanması ve itibar kaybı, veri ihlallerinin veya hukuka aykırı veri aktarımlarının yaygın sonuçları arasındadır. Özellikle yabancı sermayeli şirketlerde, hasta bilgilerinin yurt dışındaki iş ortakları veya ana şirketlerle paylaşılması hâlinde sınır ötesi veri aktarımı ilave riskler doğurmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de sağlık turizmi sektöründe veri koruma, şirketin genel hukuki yapısının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalı; lisanslama süreci, sözleşmesel düzenlemeler ve günlük operasyonlarla uyumlu biçimde yapılandırılmalıdır.
Sağlık Turizmi Sertifikası Nasıl Alınır
Yalnızca şirket kurmak, sağlık turizmi alanında hukuka uygun şekilde faaliyet göstermek için yeterli değildir. Türkiye’de şirket kuruluşu tamamlandıktan sonra, sağlık turizmi hizmeti sunan işletmelerin ayrıca sağlık turizmi mevzuatı kapsamında özel bir yetkilendirme almaları gerekmektedir. Bu lisanslama yükümlülüğü, şirketin ortaklık yapısından veya pay sahiplerinin milliyetinden bağımsız olarak tüm sağlık turizmi şirketleri için geçerlidir.
Türk idaresi, sağlık turizmini hasta güvenliği ve sağlık hizmetleriyle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle düzenlemeye tabi bir faaliyet alanı olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle gerekli yetkilendirme alınmaksızın faaliyet gösteren şirketler; idari para cezaları, faaliyetin durdurulması ve uzun vadeli lisans kısıtlamaları ile karşılaşabilmektedir.
Sağlık Turizmi Yetki Belgesi
Türkiye’de sağlık turizmi şirketi olarak faaliyet gösterebilmenin temel şartı, Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen Sağlık Turizmi Yetki Belgesinin alınmasıdır. Bu belge, şirketin aracı sağlık turizmi hizmetlerine ilişkin düzenleyici standartları karşıladığını ve yabancı hastalar için sağlık hizmetlerini koordine etmeye hukuken yetkili olduğunu gösterir.
Bu yetki belgesi olmaksızın bir şirket;
- Yabancı hastalara yönelik sağlık turizmi hizmetlerinin tanıtımını yapamaz,
- Hastaneler ve kliniklerle resmî iş birliği sözleşmeleri akdedemez,
- Sağlıkla ilgili hizmetleri uluslararası düzeyde reklam konusu yapamaz,
- Hukuken sağlık turizmi aracı kuruluşu olarak faaliyet gösteremez.
Uygulamada, bazı yabancı yatırımcılar pazarlama veya danışmanlık faaliyetlerinin lisans kapsamı dışında kaldığını varsaymaktadır. Ancak Türk idaresi, şirketin beyan edilen faaliyet konusundan ziyade fiilî olarak sunduğu hizmetlerin niteliğini esas alır. Yabancı hastalar için tıbbi tedavinin organize edilmesi veya koordine edilmesi söz konusuysa, sağlık turizmi yetkilendirmesi zorunludur.
Sağlık Turizmi Yapmak İçin Gerekli Şartlar
Sağlık Turizmi Yetki Belgesinin alınabilmesi için, Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu belirli yapısal ve operasyonel şartları karşılamalıdır. Bu şartlar arasında; usulüne uygun şekilde kurulmuş bir Türk şirketi, ticari faaliyete elverişli kayıtlı bir işyeri adresi ve sağlık turizmi faaliyetleriyle uyumlu bir iştigal konusu yer almaktadır.
Yetkili makamlar ayrıca, şirketin uluslararası hastaları sorumlu biçimde yönetebilecek yeterli organizasyonel kapasiteye sahip olup olmadığını da değerlendirir. Bu kapsamda nitelikli personel, açık ve izlenebilir hizmet akışları ile hasta haklarının korunmasına yönelik iç prosedürlerin varlığı önem taşır. Özellikle şirketin yalnızca aracı hizmet sağlayıcı olarak faaliyet gösterdiğini ve doğrudan tıbbi tedavi sunmadığını açık biçimde ortaya koyması beklenir.
Mevzuata uygun bir dijital varlık da lisanslama sürecinin kritik unsurlarındandır. Sağlık turizmi şirketlerinin, sundukları hizmetleri doğru ve yanıltıcı olmayan şekilde tanımlayan, sağlık turizmi mevzuatındaki reklam kısıtlamalarına uygun ve çok dilli bir internet sitesine sahip olmaları beklenir. Uygulamada, internet siteleri lisans başvurusu kapsamında sıklıkla incelenmektedir.
Lisanslama ile Şirket Yapısı Arasındaki İlişki
Lisanslama uyum departmanı, şirketin ana sözleşmesini ve tescilli faaliyet kodlarını yakından incelemektedir. Şirket belgelerinin sağlık turizmi mevzuatıyla uyumlu biçimde düzenlenmemiş olması hâlinde, lisans başvuruları gecikebilmekte veya doğrudan reddedilebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu, lisanslama stratejisinden bağımsız bir süreç olarak değil, onunla birlikte ve eş zamanlı olarak planlanmalıdır.
Seçilen şirket türü, yönetim yapısı ve faaliyet kapsamı, lisans alınabilirliğini doğrudan etkiler. Kuruluş aşamasında yapılan hatalı yapılandırmalar, sonradan ana sözleşme değişikliklerini ve ek işlemleri zorunlu kılmakta; bu da zaman kaybına ve ilave maliyetlere yol açmaktadır. Yabancı yatırımcılar, şirket kuruluşunu en baştan lisans şartlarıyla uyumlu şekilde planladıklarında, pazara giriş sürecini genellikle daha hızlı ve sorunsuz tamamlamaktadır.
Lisanssız Faaliyetin Sonuçları
Gerekli yetkilendirme alınmaksızın Türkiye’de sağlık turizmi faaliyeti yürütmek, hukuka aykırı kabul edilmektedir. Yetkili idareler; idari yaptırımlar uygulayabilir, pazarlama faaliyetlerini kısıtlayabilir ve vergi idaresi ile ödeme hizmeti sağlayıcıları dâhil olmak üzere diğer kamu kurumlarını bilgilendirebilir. Ağır ihlallerde ise, özellikle hasta güvenliğinin tehlikeye girdiği veya yanıltıcı uygulamaların söz konusu olduğu durumlarda cezai soruşturmalar da gündeme gelebilir.
Uzun vadeli ve sürdürülebilir bir pazar varlığı hedefleyen yabancı yatırımcılar açısından, lisanslama uyumu tercihe bağlı değil zorunludur. Hukuka uygun şekilde yapılandırılmış ve gerekli izinleri almış bir Türkiye’de sağlık turizmi şirketi, yalnızca düzenleyici riskleri azaltmakla kalmaz; aynı zamanda sağlık kuruluşları, hastalar ve uluslararası iş ortakları nezdinde güven tesis eder.
Yatırımcıların Sıklıkla Yaptığı Hukuki Hatalar
Türkiye’de sağlık turizmi pazarına giren yatırımcıların en sık yaptığı hatalardan biri, genel bir şirket kuruluşunun faaliyete başlamak için yeterli olduğunu varsaymaktır. Pek çok yatırımcı, sağlık turizmi mevzuatı kapsamında gerekli yetkilendirmeleri almaksızın şirket kurmakta ve pazarlama veya hasta koordinasyonu faaliyetlerine başlamaktadır. Bu yaklaşım, ihlaller tespit edildiğinde idari yaptırımlara, faaliyetlerin durdurulmasına ve Sağlık Turizmi Yetki Belgesinin alınmasında ciddi gecikmelere yol açmaktadır.
Bir diğer yaygın hata, hizmetlerin ve gelirlerin yanlış sınıflandırılmasıdır. Bazı yabancı yatırımcılar, Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu sürecini, şirketin fiilen tıbbi tedavi sunuyormuş veya klinikler adına tedavi bedeli tahsil ediyormuş gibi algılanmasına yol açacak şekilde yapılandırmaktadır. Bu durum, yalnızca sektöre özgü düzenlemelere aykırılık teşkil etmekle kalmaz; aynı zamanda ciddi vergisel ve mevzuata uyum riskleri doğurur. Uygulamada idare, sözleşmeleri, faturaları ve ödeme akışlarını birlikte incelemekte; bu unsurlar arasındaki tutarsızlıklar çoğu zaman denetimlerin temel sebebi olmaktadır.
Hastaneler ve kliniklerle yapılan sözleşmelerin hatalı kurgulanması da önemli bir risk alanıdır. Gayriresmî yönlendirme ilişkileri veya özenle hazırlanmamış iş birliği sözleşmeleri, ilk bakışta ticari açıdan pratik görünebilir; ancak düzenleyici denetimler karşısında genellikle yetersiz kalmaktadır. Açık ve net sözleşmesel sınırların bulunmaması hâlinde, hasta şikâyetleri, tedavi komplikasyonları veya ödeme uyuşmazlıkları gibi durumlarda öngörülmeyen hukuki sorumluluklar yabancı yatırımcıların karşısına çıkabilmektedir.
Son olarak, birçok yatırımcı şirketin en baştan doğru şekilde yapılandırılmasının önemini küçümsemektedir. Faaliyete başlandıktan sonra lisanslama, vergilendirme veya mevzuata uyum sorunlarını “sonradan düzeltme” girişimleri, kuruluş aşamasında yapılacak doğru planlamaya kıyasla genellikle çok daha maliyetli ve zaman alıcıdır. Türkiye’de sağlık turizmi sektöründe uzun vadeli sürdürülebilirlik; hızlı pazara girişten ziyade, hukuki doğruluk, mevzuata uyum ve kamu otoritelerinin sürekli denetimine dayanabilecek sağlam bir yapı kurulmasına bağlıdır.
Kuruluş Aşamasında Hukuki Yapılandırmanın Önemi
Sağlık turizmi sektöründe, kuruluş aşamasında alınan hukuki yapılandırma kararları, şirketin ne kadar hızlı tescil edildiğinden çok daha fazlasını belirler. Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurulumu sürecinde şirket türü, faaliyet kapsamı, yönetim yapısı ve sözleşmesel konumlandırmaya ilişkin erken aşamada yapılan tercihler; lisans alınabilirliğini, vergisel uygulamaları ve mevzuata uyum düzeyini doğrudan etkiler. Bu aşamadaki hatalar, çoğu zaman yalnızca evrakla sınırlı kalmaz; ilerleyen süreçte operasyonel kısıtlamalar, reddedilen yetkilendirmeler veya mali riskler olarak ortaya çıkar.
Birçok yabancı yatırımcı, şirket kuruluşunu teknik bir formalite olarak görmekte ve düzenleyici yükümlülükleri faaliyete başladıktan sonra ele almayı planlamaktadır. Oysa uygulamada bu yaklaşım, sonradan düzeltilmesi güç ve maliyetli yapısal uyumsuzluklar yaratmaktadır. Lisanslama makamları, vergi idaresi ve sağlık alanındaki düzenleyici kurumlar; şirketi bir bütün olarak değerlendirir ve hukuki yapının beyan edilen iş modeliyle gerçekten örtüşüp örtüşmediğini inceler. Kuruluş belgeleri, sözleşmeler ve fiilî faaliyetler arasında uyumsuzluk bulunması hâlinde, şirketin tüm uyum durumu sorgulanabilir hâle gelmektedir.
Doğru hukuki yapılandırma, şirketin bir sağlık hizmeti sunucusu değil, düzenlemeye tabi bir aracı hizmet sağlayıcı olarak açık ve net sınırlar içinde faaliyet göstermesini sağlar. Bu netlik; yatırımcıları öngörülmeyen sorumluluklardan korur, hukuka uygun ödeme ve faturalandırma modellerini destekler ve hastaneler, klinikler ile uluslararası iş ortaklarıyla kurulan ilişkileri güçlendirir. Türkiye’de sağlık turizmi pazarında kalıcı bir varlık hedefleyen yatırımcılar açısından, şirket kuruluşu hukuki sürecin sonu değil; ilerideki tüm uyum, büyüme ve güvenilirliğin üzerine inşa edileceği temel zemindir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yabancılar Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurabilir mi? Evet. Yabancı gerçek kişiler ve yabancı tüzel kişiler, Türkiye’de %100 kendilerine ait bir sağlık turizmi şirketi kurabilir. Türk ortak bulundurma zorunluluğu yoktur. Şirket kuruluşu, usulüne uygun bir vekaletname aracılığıyla uzaktan da tamamlanabilir. Ancak yalnızca şirket kurulmuş olması faaliyete başlamak için yeterli değildir; sektöre özgü lisanslama yükümlülüklerinin de yerine getirilmesi gerekir.
Sonuç
Türkiye’de sağlık turizmi şirketi kurmak, önemli bir ticari potansiyel sunmakla birlikte, bu alanda başarı yalnızca talep ve pazarlama gücüne bağlı değildir. Sağlık turizmi; şirket yapısı, lisanslama, ödeme modelleri, istihdam uygulamaları ve veri koruma yükümlülüklerinin birbirine sıkı şekilde bağlı olduğu düzenlenmiş bir sektördür. Bu faaliyeti sıradan bir hizmet işi olarak ele alan yabancı yatırımcılar, çoğu zaman kaçınılabilir düzenleyici engellerle karşılaşmaktadır. Buna karşılık, en baştan doğru hukuki yapılandırmayı önceliklendiren yatırımcılar; uzun vadeli operasyonel güvenlik ve kurumsal itibar elde etmektedir.
Usulüne uygun şekilde kurulmuş ve gerekli yetkilendirmeleri almış bir Türkiye’de sağlık turizmi şirketi, yalnızca hukuki ve mali riskleri azaltmakla kalmaz; aynı zamanda sağlık kuruluşları, hastalar ve kamu otoriteleri nezdinde güven tesis eder. Türkiye sağlık turizmi pazarında kalıcı ve sürdürülebilir bir varlık hedefleyen yatırımcılar için, kuruluş aşamasında alınan profesyonel hukuki destek, bir maliyet kalemi değil; yatırımı koruyan ve büyümeyi mümkün kılan stratejik bir yatırımdır.
Konu hakkındaki sorularınız ve profesyonel destek almak için info@paldimoglu.av.tr veya telefon numaramız üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
