Doğum iznine dair İş Kanunu değişiklikleri, özel sektör işverenleri ve çalışanlar bakımından analık izni sürelerinin yeniden hesaplanmasını gerektiren önemli bir düzenleme getirmiştir. 7578 sayılı Kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, kadın işçiler için doğum sonrası analık izni süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılmış; toplam analık izni süresi ise 24 haftaya yükseltilmiştir. Düzenleme, 01.05.2026 tarihli ve 33240 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kanun kapsamında yürürlüğe girmiştir.

Bu makalede, 7578 sayılı Kanun ile getirilen doğum izni değişiklikleri; analık izninin yeni süresi, doğum öncesi çalışma sınırı, doğum sonrası ücretsiz iznin başlangıcı, koruyucu aile izni, babalık izni, SGK ve geçici iş göremezlik ödeneği üzerindeki etkileri ile geçiş hükmü bakımından ele alınmaktadır. Ayrıca işverenlerin insan kaynakları, bordro ve özlük dosyası süreçlerinde hangi başlıklara dikkat etmesi gerektiği uygulamaya dönük olarak değerlendirilmektedir.

İş Kanunu’nda Doğum İzni Süresi Nasıl Değişti?

4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesi, kadın işçilerin analık hâlinde çalıştırılmaması gereken süreleri düzenler. Değişiklikten önce kadın işçilerin doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta çalıştırılmamaları esastı. Yeni düzenleme ile doğum sonrası süre 16 haftaya çıkarılmış; tekil gebeliklerde kural olarak toplam analık izni süresi 24 hafta olarak belirlenmiştir. Doğum öncesi 8 haftalık süre bakımından ana sistem korunmuştur. Çoğul gebelik hâlinde ise doğum öncesi süreye ek süre uygulanması nedeniyle toplam izin süresi ayrıca hesaplanmalıdır.

Bu değişiklik, uygulamada en çok izin başlangıç ve bitiş tarihlerinin hesaplanması sırasında önem kazanacaktır. İşverenin insan kaynakları birimi, doğum öncesi rapor başlangıcını, doğum tarihini ve doğum sonrası 16 haftalık süreyi aynı dosya içinde uyumlu şekilde takip etmelidir. Analık izni, işçinin isteğine göre vazgeçebileceği sıradan bir izin türü değildir; kanunen çalıştırılmaması gereken dönemi ifade eder. Bu nedenle işçinin talebi bulunsa dahi raporlu analık izni döneminde fiilen çalıştırılması, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik ve işçilik alacakları bakımından risk doğurabilir.

Yeni süre, doğum sonrası işe dönüş planlarını da doğrudan etkiler. Önceki uygulamada doğumdan sonra 8 haftalık analık izni sonunda ücretsiz izin, yıllık izin, süt izni veya kısmi süreli çalışma gibi seçenekler daha erken gündeme gelirken, artık bu aşamalar kural olarak 16 haftalık doğum sonrası analık izninin tamamlanmasından sonra değerlendirilecektir. Bu nedenle işverenlerin şirket içi izin prosedürlerini, bordro yazılımlarını ve iç yazışma şablonlarını yeni 24 haftalık sisteme göre güncellemesi gerekir.

Doğum Öncesi Çalışma Süresinde Yeni Sınır

İş Kanunu değişikliği, işçinin doğum öncesinde ne kadar süre çalışabileceğine ilişkin sınırı da yeniden düzenlemiştir. Önceki sistemde sağlık durumunun uygun olduğunu doktor raporuyla belgeleyen kadın işçi, isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabiliyordu. Yeni düzenleme ile bu süre iki haftaya indirilmiştir. Böylece doktor onayı bulunsa dahi işçinin doğuma en fazla iki hafta kalıncaya kadar çalışabilmesi mümkün hale gelmiştir.

Bu değişiklik, doğum öncesi kullanılmayan izin sürelerinin doğum sonrasına aktarılması bakımından sonuç doğurur. Uygulamada kadın işçiler sağlık durumları elverdiği ölçüde doğuma daha yakın tarihe kadar çalışmak ve kullanılmayan doğum öncesi süreleri doğum sonrasına eklemek isteyebilir. Ancak artık bu planlama, önceki düzenlemedeki üç haftalık eşik üzerinden değil, iki haftalık zorunlu durma sınırı üzerinden yapılmalıdır. İşverenin burada dikkat etmesi gereken nokta, çalışanın iradesiyle doktor raporunun aynı anda bulunmasının yeterli olmadığı; kanunun belirlediği alt sınırın ayrıca korunması gerektiğidir.

Eski tarih hesaplama alışkanlığının sürdürülmesi, SGK rapor kayıtları, geçici iş göremezlik ödeneği, eksik gün bildirimi ve ücret hesabı bakımından sorun yaratabilir. Özellikle işçinin talebi üzerine doğum öncesi son iki haftalık dönemde çalıştırılması riskli bir uygulamadır. Analık izni hükümleri emredici nitelikte olduğundan, işveren bu dönemde fiili çalışma yaptırmaktan kaçınmalı; izin planlamasını doktor raporu, tahmini doğum tarihi ve fiili doğum tarihini birlikte dikkate alarak yapmalıdır.

Doğum Sonrası Ücretsiz İzin Başlangıcı Değişti

İş Kanunu’nun 74. maddesi, analık izninin ardından kadın işçiye tanınan ücretsiz izin hakkını da düzenlemektedir. Değişiklikten önce bu ücretsiz izin, 16 haftalık analık izni süresinin tamamlanmasından sonra gündeme geliyordu. Yeni düzenleme ile toplam analık izni 24 haftaya çıkarıldığı için, altı aya kadar ücretsiz izin hakkının başlangıcı da fiilen ileri bir tarihe taşınmıştır. Kanun metninde ilgili fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “yirmidört” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu değişiklikte dikkat edilmesi gereken nokta, ücretsiz izin süresinin kendisinin uzatılmamış olmasıdır. Kadın işçi, analık izninin bitiminden sonra yine talebi halinde altı aya kadar ücretsiz izin kullanabilir. Ancak artık bu hak, doğumdan sonraki 16 haftalık sürenin dahil olduğu toplam 24 haftalık analık izni sona erdikten sonra gündeme gelecektir. Bu nedenle işverenlerin eski sistemdeki dönüş tarihlerini esas alarak ücretsiz izin başlangıcı belirlemesi hatalı olur.

Uygulamada analık izni ile ücretsiz iznin birbirine karıştırılması önemli bir risk alanıdır. Analık izni, kanundan doğan ve işçinin çalıştırılamayacağı süreyi ifade ederken; ücretsiz izin, analık izni sona erdikten sonra işçinin talebine bağlı olarak kullanılan ayrı bir haktır. İşveren, analık izni dönemini ücretsiz izin gibi gösteremez veya bu süreyi işçinin ücretsiz izin hakkından mahsup edemez. Bu nedenle ücretsiz izin talebi yazılı alınmalı; izin bordrosu, eksik gün bildirimi ve personel özlük dosyası aynı hukuki nitelendirmeye dayanmalıdır.

Koruyucu Aile Olan İşçiler İçin Yeni Ücretsiz İzin Hakkı

İş Kanunu değişikliği ile koruyucu aile olan işçiler bakımından da yeni bir izin hakkı getirilmiştir. Buna göre bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan işçiye, çocuğun teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün ücretsiz izin verilecektir. Bu düzenleme, analık izninden farklı olarak doğum olayına değil, çocuğun koruyucu aile yanına teslim edilmesine bağlanmıştır. Bu nedenle iznin başlangıcı bakımından doğum tarihi yerine teslim tarihi esas alınmalıdır.

Bu izin hakkının ücretsiz izin niteliğinde olması uygulamada özellikle bordro ve SGK bildirimi bakımından önem taşır. İşveren, bu izni babalık izni veya mazeret izni gibi ücretli izinlerle karıştırmamalıdır. İşçinin koruyucu aile olduğuna ve çocuğun teslim edildiğine ilişkin belgelerin özlük dosyasında saklanması, ileride izin süresinin dayanağı konusunda çıkabilecek tereddütleri azaltır. Ayrıca işçinin bu izni kullanabilmesi için talepte bulunması gerektiğinden, talebin yazılı alınması ispat açısından daha güvenli olacaktır.

Düzenleme, koruyucu aile modelinin iş hayatındaki karşılığını güçlendirmesi bakımından önemlidir. Ancak uygulamada izin türlerinin yanlış sınıflandırılması, eksik gün bildirimi veya ücret kesintisi tartışmalarına yol açabilir. Bu nedenle işverenlerin izin prosedürlerine koruyucu aile iznini ayrı bir başlık olarak eklemesi ve insan kaynakları birimlerinin bu hakkı analık izni, evlat edinme izni ve babalık izninden ayrı değerlendirmesi gerekir.

Mazeret İzninde Babalık İzni 10 Güne Çıkarıldı

7578 sayılı Kanun ile İş Kanunu’nun ek 2. maddesinde de değişiklik yapılmış ve babalık izni 5 günden 10 güne çıkarılmıştır. Bu izin, analık izninden farklı olarak erkek işçiye tanınan ücretli mazeret izni niteliğindedir. Dolayısıyla işverenin bu süre için ücret kesintisi yapmaması gerekir.

Babalık izninin artırılması, doğum sonrası aile bakım yükünün iş hukuku bakımından daha geniş ele alındığını göstermektedir. Ancak uygulamada babalık izni, koruyucu aile izni veya ücretsiz izinlerle karıştırılmamalıdır. Koruyucu aile izni ücretsizdir; babalık izni ise ücretli mazeret iznidir. İşverenler açısından doğru belge ve kayıt yönetimi önem taşır. Doğum belgesi, izin talebi ve bordro kaydı birbiriyle uyumlu olmalıdır. Yanlış izin kodu kullanılması veya ücret kesintisi yapılması, ileride işçilik alacağı ve bordro uyuşmazlığına yol açabilir.

SGK ve Geçici İş Göremezlik Ödeneğine Etkileri

Doğum izni süresindeki değişiklik, 5510 sayılı Kanun’daki analık hâli ve geçici iş göremezlik ödeneği hükümlerine de yansıtılmıştır. Buna göre geçici iş göremezlik ödeneği bakımından esas alınan süre, doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 16 hafta olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece İş Kanunu’ndaki 24 haftalık analık izni sistemi ile SGK uygulaması arasında paralellik kurulmuştur.

İşveren açısından bu değişiklik, yalnızca izin formunun güncellenmesi anlamına gelmez. Rapor onayı, eksik gün bildirimi, bordro kaydı ve çalışanın işyerindeki fiili durumu aynı süre hesabına dayanmalıdır. İşyeri kayıtlarında analık izni bitmiş görünürken SGK sisteminde raporun devam etmesi veya bunun tersi durumlar, denetim ve alacak ihtilafı riski yaratabilir.

Bu nedenle doğum izni dosyalarında doğum öncesi rapor tarihi, fiili doğum tarihi, doğum sonrası 16 haftalık süre ve varsa ücretsiz izin talebi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle geçiş döneminde eski 16 haftalık toplam süreye göre işlem yapılması, çalışanın eksik izin kullanmasına veya SGK bildirimlerinin hatalı yapılmasına neden olabilir.

Geçiş Hükmü Kimleri Kapsıyor?

Kanun değişikliğinde geçiş süreci ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre analık izin süreleri yeniden düzenlenen ve yürürlük tarihi itibarıyla eski mevzuata göre analık izni dolmuş olan kişiler, 1/4/2026 tarihi itibarıyla doğumdan itibaren 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamışlarsa ilave 8 hafta analık izni talep edebilir. Bu talebin yürürlük tarihinden itibaren 10 iş günü içinde yapılması gerekir.

Bu hüküm, özellikle düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihe yakın dönemde doğum yapmış çalışanlar bakımından önemlidir. İşverenler yalnızca yeni doğum yapacak çalışanları değil, izin süreci eski sisteme göre tamamlanmış görünen çalışanları da kontrol etmelidir. Aksi halde çalışan, ilave izin hakkı bulunduğu halde erken işe başlatılmış olabilir.

Uygulamada en güvenli yöntem, geçiş dönemindeki tüm doğum dosyalarının ayrı ayrı incelenmesidir. Doğum tarihi, eski izin bitiş tarihi, 24 haftalık sürenin dolup dolmadığı ve çalışanın 10 iş günlük talep süresine uyup uymadığı yazılı şekilde değerlendirilmelidir. Bu hesaplama yapılmadan verilen işe dönüş kararları, ücret, izin ve SGK bildirimi bakımından sonradan uyuşmazlık yaratabilir.

İşverenler Açısından Uyum ve Hata Riskleri

Doğum iznine dair İş Kanunu değişiklikleri, işverenlerin insan kaynakları ve bordro süreçlerini güncellemesini gerektirir. Analık izni artık toplam 24 hafta olarak hesaplanmalı; ücretsiz izin, babalık izni ve koruyucu aile izni ise ayrı hukuki nitelikleriyle kayda geçirilmelidir. Bu izinlerin aynı başlık altında değerlendirilmesi, eksik ödeme veya hatalı SGK bildirimi riskini artırır.

En sık karşılaşılabilecek hata, eski 16 haftalık sisteme göre dönüş tarihi belirlenmesidir. Benzer şekilde doğum öncesi son iki haftalık dönemde çalışma yaptırılması, ücretsiz iznin analık izninden mahsup edilmesi veya babalık izninde ücret kesintisi yapılması işçilik alacağına konu olabilir. İşverenin bu süreçte çalışanın talep dilekçelerini, doktor raporlarını, doğum belgelerini ve SGK kayıtlarını aynı dosyada tutması ispat açısından önemlidir. Özellikle analık izni sonrası işe dönüşte çalışma koşullarının ağırlaştırılması, işçinin izin kullandığı için olumsuz muameleye maruz bırakılması veya bu nedenle fesih baskısı oluşması hâlinde uyuşmazlık hakkında bir iş hukuku avukatından destek almak tarafların lehine olacaktır.

Analık izni veya ücretsiz izin kullanan işçinin bu nedenle baskı altında bırakılması, görev tanımının ölçüsüz biçimde değiştirilmesi, işe dönüşte dışlanması ya da sistematik şekilde olumsuz muameleye maruz kalması ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirebilir. Her olumsuz işyeri davranışı doğrudan mobbing sayılmasa da, davranışların sürekliliği, yöneldiği kişi, işçi üzerindeki etkisi ve deliller birlikte değerlendirildiğinde psikolojik taciz iddiası ve mobbing davası ile karşılaşma riski gündeme gelebilir.

Bu değişiklik, yalnızca izin süresini artırmamış, aynı zamanda işverenin kayıt düzeni ve süreç yönetimi yükünü de genişletmiştir. Özellikle geçiş döneminde her çalışan için ayrı tarih hesabı yapılmalı, iç yönetmelikler ve izin formları yeni düzenlemeye uyarlanmalıdır. İşçinin kanuni izin hakkının kullandırılmaması, ücretli izinlerde kesinti yapılması veya çalışma koşullarının izin nedeniyle ağırlaştırılması, somut olayın özelliklerine göre iş akdinin haklı feshi tartışmalarını da gündeme getirebilir.

Bu konu hakkında sorularınız ve hukuki yardım için info@paldimoglu.av.tr adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Av. Meriç PALDIMOĞLU — Kurucu Avukat
Makale Yazarı

Av. Meriç PALDIMOĞLU

Kurucu Avukat | İstanbul Barosu

Av. Meriç Paldımoğlu İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukat olup yerli ve yabancı müvekkillere Türkiye'ye yatırım yapılması ve Türkiye'deki yatırımların korunması konularında danışmanlık sağlamaktadır. Türk hukukunun farklı alanlarına ilişkin kapsamlı bilgi birikimi ve uygulama deneyimiyle özellikle yatırım hukuku çatısı altında; sözleşmeler, ticaret, iş hukuku, yatırımla vatandaşlık ve alacak davaları üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yorum Yaz