12. Yargı Paketiyle Bedensel Zarar Tazminatlarında Faiz Değişikliği

31 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’la Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde yapılan değişiklik, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcını yeniden düzenlemiştir. Yeni sisteme göre kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata haksız fiil veya zarar doğuran olay tarihinden, kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Düzenleme ayrıca tahkikat başlamadan önce ifa amacıyla yapılan ödemelerin ödeme tarihindeki tazminat miktarına göre oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir. Değişiklik yalnızca yürürlük tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacak, önceki olaylarda eski hükümler geçerliliğini sürdürecektir.

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 7589 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine iki yeni fıkra eklenmiştir. Değişiklik, kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak anılan düzenlemeler içinde yer almakta ve çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma zararlarında faiz başlangıcını yeniden belirlemektedir. Bu nedenle düzenlemenin bütün bedensel zarar kalemlerine uygulandığı söylenemez; kapsam, kanunda açıkça belirtilen iki tazminat türüyle sınırlıdır. Yeni hükümler ayrıca tahkikat başlamadan önce ifa amacıyla yapılan ödemelerin nasıl mahsup edileceğini düzenlemektedir.

Yeni sistemin temel özelliği, alacak tahsili hesabında kazancın bilindiği dönem ile kazancın bilinemediği dönemi ayırmasıdır. İlk döneme ilişkin tazminata haksız fiil veya zarar doğuran olay tarihinden, ikinci döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. Bu ayrım, tazminat miktarını belirleyen aktüeryal hesabın yanı sıra faiz talebini, bilirkişi raporunu ve hüküm fıkrasını da etkileyebilecek niteliktedir. Uygulamada önce hangi olayların yeni kurala tabi olduğunun, ardından her tazminat bölümünün hangi döneme ait bulunduğunun belirlenmesi gerekecektir. Bu yazıda önceki uygulama, yeni faiz başlangıcı sistemi, tahkikat öncesi ödemelerin mahsubu ve düzenlemenin hangi olaylara uygulanacağı incelenecektir.

Önceki Faiz Uygulaması

Türk Borçlar Kanunu’nun temerrüde ilişkin genel kuralı uyarınca, haksız fiilden doğan borçlarda borçlu kural olarak fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşer. Değişiklikten önce çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma nedeniyle hesaplanan toplam tazminata da olay tarihinden itibaren faiz işletiliyordu. Bu yaklaşımda, olaydan hesap tarihine kadar gerçekleşen kazanç kaybı ile gelecekte doğacağı varsayılan kayıp arasında faiz başlangıcı bakımından ayrım yapılmıyordu. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmemiş kazançlar üzerinden peşin olarak hesaplanan tazminat bölümü de geçmişe etkili biçimde faize tabi olabiliyordu.

Kanun teklifinin gerekçesinde, geleceğe ilişkin varsayımsal kazançlar için olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin tazminat yükünü ciddi ölçüde artırdığı belirtilmiştir. Kanun koyucu bu nedenle zararın doğduğu anı esas alan genel temerrüt yaklaşımını tamamen kaldırmak yerine, hesaplanan tazminatı dönemlere ayırmayı tercih etmiştir. Bilinen döneme ilişkin kayıplarda olay tarihi korunmuş, kazancın somut verilerle belirlenemediği geleceğe yönelik bölümde ise karar tarihi esas alınmıştır. Böylece faiz başlangıcı, tazminat hesabının dayandığı veri türüne göre farklılaşmıştır.

Yeni Faiz Başlangıcı Sistemi

Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine eklenen hükme göre, zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat toplamına haksız fiil ya da zarar doğuran olay tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Kazancın bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat toplamında ise faiz karar tarihinde başlayacaktır. Aynı dava içinde iki ayrı tazminat bölümü ve iki farklı faiz başlangıcı ortaya çıkabilecektir. Bu nedenle hükmedilen toplam tutara tek bir tarihten faiz yürütülmesi, yeni düzenlemenin kapsamındaki olaylarda kanun metniyle uyumlu olmayabilir.

Madde gerekçesi, bilinemeyen dönemi kazancın belirlenmesinde esas alınan verilerin açıkça bilinememesi nedeniyle bilinen son ücret üzerinden hesap yapılan dönem olarak açıklamaktadır. Bu dönem çoğunlukla geleceğe yönelik aktüeryal hesabı ifade etse de kanun doğrudan “karar tarihinden sonraki dönem” şeklinde bir tanım yapmamıştır. Bu nedenle bilinen ve bilinemeyen dönem ayrımı yalnızca takvim üzerinden değil, kazanç verilerinin belirlenebilirliği üzerinden kurulmalıdır. Bordro, vergi kaydı, mesleki gelir belgesi ve benzeri veriler somut dosyada bilinen dönemin tespitinde etkili olabilir.

Tahkikat Öncesi Ödemelerin Mahsubu

Yeni düzenleme, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatları için tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerde oransal mahsup yöntemini kabul etmiştir. Buna göre ödeme, hükmedilecek tazminattan yalnızca nominal tutarıyla düşülmeyecek; ödeme tarihine göre belirlenen zarar içindeki karşılama oranı dikkate alınacaktır. Madde gerekçesi, bu yöntemin uygulamadaki farklılıkları azaltmak ve taraflar arasındaki dengeyi korumak amacıyla tercih edildiğini belirtmektedir. Tahkikat başladıktan sonra yapılan ödemeler bakımından ise gerekçede, ödemenin işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edileceği açıklanmıştır.

Ödemenin oransal mahsuba tabi tutulabilmesi için ifa amacı taşıması ve tahkikat başlamadan önce yapılması gerekir. Bu nedenle ödeme belgesindeki açıklama, sulh veya ödeme protokolü, banka kaydı ve taraf yazışmaları önem kazanacaktır. Ödemenin hangi tazminat kalemine yönelik olduğu belirsiz bırakılırsa maddi ve manevi tazminat kalemleri arasında yeni bir uyuşmazlık doğabilir. Ayrıca mahsup hesabının, ödeme tarihindeki tazminat miktarını ve ödemenin bu miktarı hangi oranda karşıladığını gösterecek şekilde denetlenebilir olması gerekir.

Yeni Düzenlemenin Davalara Etkisi

Yeni faiz rejimi, bilirkişi raporlarında bilinen ve bilinemeyen dönemlere ait tazminatların ayrı gösterilmesini uygulamada gerekli hâle getirebilir. Raporda yalnızca toplam tazminat yazılması, mahkemenin hangi tutara olay tarihinden ve hangi tutara karar tarihinden faiz uygulayacağını belirlemesini güçleştirebilir. Aynı ayrımın hüküm fıkrasında da açık kurulması, ilamın infazında faiz hesabına ilişkin tereddütleri azaltacaktır. Bununla birlikte bunlar kanunda ayrıca düzenlenmiş usul kuralları değil, yeni maddi hukuk kuralının sağlıklı uygulanmasına yönelik pratik sonuçlardır.

Faiz talebinin de somut olayın tabi olduğu rejime göre kurulması gerekir. Yeni düzenlemeye tabi bir olayda toplam tazminata tek başlangıç tarihinden faiz istenmesi, talebin bir bölümü bakımından tartışma yaratabilir. Buna karşılık bilinen ve bilinemeyen dönemlerin tutarı dava başlangıcında kesin değilse, talebin nasıl formüle edileceği dosyanın özellikleri ve uygulanacak usul hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Özellikle trafik kazası, iş kazası ve ölüm nedeniyle açılan tazminat davalarında olay tarihi, hesap tarihi, karar tarihi ve kazanç verilerinin kaynağı birlikte incelenmelidir.

Yürürlük ve Geçiş Kuralı

7589 sayılı Kanun’un Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesini değiştiren hükmü, Kanun’un yayımı tarihinde, 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe girmiştir. Geçici maddeye göre yeni sistem yalnızca bu tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır. Yürürlükten önce gerçekleşen olaylarda ise değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir. Bu nedenle belirleyici tarih davanın açıldığı, bilirkişi raporunun alındığı veya kararın verildiği tarih değil, haksız fiilin ya da zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihtir.

Bu geçiş kuralı, 31 Temmuz 2026’dan önce gerçekleşen ancak bu tarihten sonra açılan veya hâlen devam eden davalar bakımından özellikle önemlidir. Böyle bir dosyada yeni kanun döneminde karar verilmesi, tek başına yeni faiz sisteminin uygulanması sonucunu doğurmaz. Önce olay tarihi üzerinden uygulanacak hukuk belirlenmeli, daha sonra faiz talebi ile tazminat hesabı buna göre kurulmalıdır. Yanlış rejimin seçilmesi, bilirkişi hesabından hükmün infazına kadar uzanan yeni uyuşmazlıklara yol açabileceğinden dosya bazında erken hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Konu hakkındaki sorularınız ve hukuki yardım için info@paldimoglu.av.tr üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Av. Meriç PALDIMOĞLU — Kurucu Avukat
Makale Yazarı

Av. Meriç PALDIMOĞLU

Kurucu Avukat | İstanbul Barosu

Av. Meriç Paldımoğlu, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukat olup Paldımoğlu Avukatlık Bürosu’nun kurucusudur. Yerli ve yabancı müvekkillere Türkiye’de yatırım yapılması ve yatırımların korunması konularında hukuki danışmanlık sağlamaktadır. Çalışmaları özellikle yatırım hukuku çatısı altında şirket kurulum, belge, izin, lisans süreçleri, sözleşmeler, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul hukuku, tazminat davaları ve Türk vatandaşlığının yatırım yoluyla kazanılması üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yorum Yaz

Danışmanlık almak ve hukuki sürecinizde nasıl bir fark yaratabileceğimizi keşfetmek için bize hemen ulaşın.

Hukuki Çözüm için İlk Adımı Atın

İletişime Geçin

Hızlı İletişim Formu

İletişime Geçin

Sizlere daha iyi bir deneyim sunmak için çerezleri kullanıyoruz. Çerezler aracılığıyla toplanan kişisel verileriniz belirtilen amaçlar ve yöntemlerle Çerez Politikasına uygun olarak kullanılmaktadır.